Soru Cevap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Soru Cevap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster


SORU: "Bazı Varlıkların Milli Ekonomiye Kazandırılması Hakkındaki Kanun" hükümleri çerçevesinde kayıtlara intikal ettirilen varlıkların, ileride yapılacak vergi incelemelerindeki durumu ne olacaktır? Kanundan anladığımız kadarıyla kanun uyarınca bildirilen ve beyan edilen varlıklar nedeniyle 01.01.2008 tarihinden önceki dönemlere ilişkin hiçbir suretle vergi incelemesi ve vergi tarhiyatı yapılmayacaktır. Bunun garantisi var mı?

YANIT: Bazı Varlıkların Milli Ekonomiye Kazandırılması Hakkındaki Yasa'nın 3. maddesinin 5. fıkrası uyarınca;

* Gerçek veya tüzel kişilerce 01.Ekim.2008 tarihi itibariyle yurt dışında sahip olunan varlıklardan yasa hükümleri çerçevesinde bildirilen veya beyan edilen varlıklar,

* Gelir veya kurumlar vergisi yükümlülerince Türkiye'de sahip olunan ve beyan edilerek yasal defter kayıtlarına intikal ettirilen varlıklar, nedeniyle 01. 01. 2008 tarihinden önceki dönemlere ilişkin hiçbir suretle herhangi bir vergi incelemesi ve vergi tarhiyatı yapılmayacaktır.

Buna göre yurt içinde ve yurt dışında sahip olunan varlıklardan bildirme ve beyana konu edilenler ile ilgili olarak 01. 01. 2008 tarihinden önceki dönemlere ilişkin, bu bildirim ve beyanlardan hareketle herhangi bir vergi incelemesi ve vergi tarhiyatı yapılması söz konusu olmayacaktır.

Ancak, 01. 01. 2008 tarihinden önceki dönemlerle ilgili olarak Bazı Varlıkların Milli Ekonomiye Kazandırılması Hakkındaki Yasa'nın yürürlük tarihinden önce başlayan vergi incelemeleri ile 01. 1. 008 tarihinden sonraki dönemlere ilişkin yapılacak vergi incelemeleri yasanın 3. maddesinin 5. fıkrası hükmü kapsamında değerlendirilmeyecektir.

Vergi incelemeleri ile ilgili olarak mükellefler nezdinde işe başlama tutanağının düzenlenmesi, vergi incelemesi yapılmak üzere mükellefin davet edilmesi, yasal defter ve belgeleri isteme yazısının tebliğ edilmiş olması veya matrah tesisine yönelik tutanak düzenlenmesi ya da yasal defter ve belgelerin incelenmek üzere vergi incelemesine yetkili olanlara ibraz edilmiş olması durumunda, vergi incelemesine başlandığı kabul edilecektir.

Dolayısıyla, 01. 01. 2008 tarihinden önceki dönemlerle ilgili olarak Bazı Varlıkların Milli Ekonomiye Kazandırılması Hakkındaki Yasa'nın yürürlüğe girdiği tarihten önce başlayan vergi incelemeleri sonucu bulunan matrah farkları üzerinden gerekli tarhiyatlar yapılacak ve bulunan matrah farklarından, söz konusu yasa kapsamında bildirilen veya beyan edilen varlıklara ilişkin tutarların mahsup edilmesi söz konusu olmayacaktır. (V.Seviğ)


Soru: Muhasebe bürosunda çalışan biri, mali müşavirlik ruhsatını alarak büro açıyor. Ancak halen eski çalıştığı yerde sigortası devam ediyor. Önceki çalıştığı yerden çıkış yapıp Bağ-Kur’a geçmeden, kendi bürosu için alacağı SSK işyeri sicil numarasına kendi SSK girişini yapabilir mi? e...c.../İstanbul

Cevap: İşverenlik ve sigortalılık vasıflarının aynı kişide birleşmesinin (bir kişinin hem işveren hem işçi olmasının) mümkün olmaması nedeniyle, kendi işyerinizde hizmet akdine tabi çalışmanız yasal olarak mümkün değil.

Diğer yandan 3568 sayılı SM, SMMM ve YMM Kanun’un 45. maddesine göre, “Serbest muhasebeciler, serbest muhasebeci mali müşavirler bu unvanlarla, yeminli mali müşavirler ise bu unvan ve tasdik yetkisiyle; 2. maddede yazılı işlerin yürütülmesi amacıyla gerçek ve tüzel kişilere tabi ve onların işyerlerine bağlı olarak hizmet akdi ile çalışamazlar..”. Buna göre, eski işyerinde de sigortalı olarak mesleğinizi sürdüremezsiniz.

Sonuç olarak, kendi adına bağımsız çalışmak üzere büro sahibi ve vergi mükellefi olarak kendi işyerinizde SSK sigortalısı olamayacağınızdan, Bağ-Kur sigortalısı olmanız gerekiyor.


Benim kısa bir süre diyebileceğim Bağ-Kur hizmetim var. 05.05.1990 – 31.03.1991 tarihleri arasında işyeri sahibiydim. Fakat 01.04.1991 tarihinde SSK'ya girişim olmasına rağmen 26.05.1992 tarihinde ilişiğimi kesebildim.

En son çıkan ödeme kolaylığından (5510 sayılı Kanun Geçici Md. 24) yararlanmak için Bağ-Kur'a gittim. Görevliye benim 01.04.1991 tarihinde SSK girişim olduğunu ve sadece 11 aylık dönemin dikkate alınmasını söyledim. Fakat görevli bana öyle bir şeyin yapılamayacağını, kayıtlarında olan başlangıç ve bitiş tarihini baz alabileceklerini söyledi. Ayrıca benim Bağ-Kur prim günlerimden imtina etme isteğimi de reddetti.

Benim sizden öğrenmek istediğim;

1- Ben Bağ-Kur kayıtlarındaki günlerin tamamını ödersem; Emekli olurken, SSK'yla çakışan günlerimde hangisi geçerli olacak?

2- SSK'yla çakışan Bağ-Kur günlerimi (yani 01.04.1991'den sonra) Bağ-Kur'dan sildirebilir miyim?

3- Tüm Bağ-Kur günlerimden imtina ederek hiç ödeme yapmayabilir miyim?

4- Şu an yaklaşık 8 bin SSK günüm var. Hizmet yılım bu yılın sonunda dolacak olmasına rağmen yaş nedeniyle 2010 yılında emekli olacağım. Bağ-Kur günlerim emekli maaşımı ne kadar etkiler? S.S.

Türk sosyal güvenlik sisteminde, kişilerin aynı anda sadece bir sosyal güvenlik kanununa (kurumuna) tabi olmaları esası geçerlidir.
SSK’lı iken Bağ-Kur kapsamında, Bağ-Kur’lu iken SSK kapsamında çalışmaya başlayanların tabi olacakları sosyal güvenlik kanununun (kurumunun) tespit usulü, SSK ile Bağ-Kur arasında yapılan protokolle belirlenmiştir.

SSK veya Bağ-Kur Kanunlarından herhangi birine tabi sigortalı olan kişinin, bu sigortalılığı devam ederken diğer sosyal güvenlik kanunu kapsamında çalışmaya başlaması halinde, devam etmekte olan sigortalılığı kesintiye uğrayıncaya kadar, sonradan başladığı çalışmasının gerektirdiği sosyal güvenlik kanununa tabi tutulmaz.

Buna göre, Bağ-Kur sigortalısı olan kişinin, bir şirkette işçi olarak çalışmaya başlaması halinde de Bağ-Kur sigortalılığı devam eder. Bağ-Kur si¬gortalılığı kesintiye uğrayıncaya kadar, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununa tabi tutulmaz. Bağ-Kur sigortalılığının kesin¬tiye uğraması durumunda ise kesinti tarihinden itibaren SSK sigortalısı olması gerekir.

Buna göre, SSK sigortalısı olduğunuz 01.04.1991 tarihi ile Bağ-Kur’dan ilişiğinizin kesildiği 26.05.1992 tarihleri arasındaki çakışan sürede Bağ-Kur sigortalısı sayılırsınız. Emekli olurken de Bağ-Kur sigortalılığınız geçerli olur.

Bağ-Kur’a tabi olmasına rağmen, aynı süreler içinde SSK’ya da adına prim ödendiği anlaşılan sigortalıların, çakışan hizmet sürelerinden Bağ-Kur’a tabi olan hizmetlerinin geçerli olduğunun anlaşılması halinde, SSK’ya ödenen primlerin 5458 sayılı Kanunun 16. maddesine göre Bağ-Kur’a aktarılması mümkün.

Buna göre, çakışan hizmet süreleriniz içinde SSK’ya ödenen prim asıllarının, 12-156 ve 2007/9 sayılı Genelgelere göre Bağ-Kur’a aktarılması gerekiyor. Kuruma başvurup, SSK’ya yersiz ödenen primlerin Bağ-Kur’a aktarılmasını talep edebilirsiniz.

Bağ-Kur prim borcunuz 5 yıldan daha az bir süreye ait olduğundan Bağ-Kur sigortalılığınızın durdurulmasını talep etme, dolayısıyla Bağ-Kur sigortalılığını sildirme hakkınız, tüm Bağ-Kur günlerinizden imtina ederek hiç ödemem yapmama gibi bir seçeneğiniz yok.

01.01.2000 öncesi döneme ilişkin kısmi emekli aylığınız ayrı hesaplanacağı için Bağ-Kur günlerinizin emekli aylığınızı çok fazla olumsuz etkilemesi söz konusu olmaz.

Sezgin Özcan
Gazeteport /22.07.2008


Şirketler tarafından kiralanan ve çalışanlara tahsis edilen konutlar için yapılan kira ödemeleri, ücret ödemeleri gibi kabul edilir. Dolayısıyla konutlardan yararlananların gelir vergisi stopajları buna göre hesaplanır. Kira bedelleri de bu koşullar içinde giderleştirilemez.

SORU: Yabancı ortaklı bir anonim şirketiz. Türkiye'de faaliyet göstermek üzere yapılmakta olan fabrika ve yan tesisler için istihdam ettiğimiz personelin konaklaması için iki ev kiralamış bulunuyoruz. Bu evlerin kiralanması sırasında ev sahipleri ile bir yıllık kira sözleşmesi yapmış olup, söz konusu kira sözleşmeleri işin gereği olarak bir yıl daha tarafımızdan uzatılabilecektir. Kira bedeli altışar aylık peşin olarak ödenmektedir. İlk altı aylık kira bedeli ödenmiş bulunmaktadır. Bu kira bedelini kayıtlarımıza intikal ettirmek mümkün müdür?

YANIT: Gelir Vergisi Yasası'nın 70. maddesi uyarınca söz konusu maddede yer alan mal ve hakların kiraya verilmesi karşılığında elde edilen gelir gayrimenkul sermaye iradı olarak kabul edilmektedir. Diğer yandan yasal düzenleme gereği söz konusu gayrimenkullerin kiralanması nedeniyle yapmış olduğunuz ödemeler yüzde 20 oranında gelir vergisi kesintisine tabi tutulması gerekmektedir. Bu bağlamda ödemiş bulunduğunuz kira bedeli üzerinden Gelir Vergisi Yasası'nın 94/5-a maddesi uyarınca yüzde 20 oranında kesinti yaparak bu miktarı muhtasar beyanname ile beyan etmek ve ilgili vergi dairesine yatırmak gerekmektedir.

Söz konusu yerlerin çalışanların yararlanması amacıyla kiralanması, çalışanların elde etmekte oldukları ücretleri de vergisel açıdan etkilemektedir. Şöyle ki;

* Gelir Vergisi Yasası'nın 61. maddesinde yer alan tanımlamadan anlaşılacağı üzere "Ücret, işverene tabi ve belirli bir işyerine bağlı olarak çalışanlara hizmet karşılığı verilen ve ayınlar ile sağlanan ve para ile temsil edilebilen menfaatlerdir."

* Aynı yasanın 23/9. maddesi uyarınca da "Genel olarak maden işletmelerinde ve fabrikalarda çalışan işçilere ve özel kanunlarına göre barındırılması gereken memurlarla müstahdemlere konut tedariki ve bunların aydınlatılması, ısıtılması, yakıt ve suyunun temini suretiyle sağlanan menfaatler ile mülkiyeti işverene ait brüt alanı 100 metrekareyi aşmayan konutların hizmet erbabına mesken olarak tahsisi suretiyle sağlanan menfaatler gelir vergisinden istisna edilmiş olup, vergiye tabi tutulmamaktadır.

* Gelir Vergisi Yasası'nın 63.maddesinin son fıkrası uyarınca "Hizmet erbabına verilen ayınlar, verildiği gün ve yerdeki ortalama perakende fiyatlarına göre; konut tedariki ve sair suretle sağlanan menfaatler, konutun emsal kirasına veya menfaatin emsal bedeline göre değerlenir."

Bu durumda şirketiniz tarafından kiralanan ve çalışanların yararlanmasına tahsis edilen konutlar için yapılan kira ödemelerinin brüt tutarının çalışanlara ücret olarak verilen ayni nitelikte bir ödeme olarak kabul edilmesi gerekmektedir. Dolayısıyla konut olarak kiralanan gayrimenkuller için ödenen kira bedellerinin brüt tutarının her ay altıda birinin konutlardan yararlanan işçi sayısına bölünerek ücretlerine eklenmesi ve bu konutlardan yararlananların gelir vergisi stopajlarının buna göre hesaplanması gerekmektedir. Kira bedellerini bu koşullar içerisinde giderleştirmeniz mümkündür.

Veysi Seviğ


SORU: Şirket çalışanlarımızın yapmış olduğu iş seyahatlerinde kalmış olduğu otel ve benzeri nitelikteki yerlerden kendi adına fatura getirmesi halinde biz bu harcamaları kayıtlarımıza gider olarak intikal ettirebilir miyiz? Konu mali müşavirimiz tarafından bize bildirildi. Alınan tüm harcama belgelerinin kurum adına kesilmesi gerektiği belirtildi.

YANIT: Şirket çalışanının işle ilgili olarak yapmış bulunduğu seyahatlerde otel ve benzeri nitelikteki harcamaları için kendi adına belge alması halinde dahi bu giderleri kayıtlarınıza intikal ettirmeniz mümkündür.

Özellikle seyahatlerde bazı hallerde otel sorumluları müşterilerinden kimlik istemekte ve hatta kimlik sorgulaması yapmaktadır. Bu gibi durumlarda da, bazı otel personeli faturayı kimlik sahibi adına düzenlemektedir.

Gerçekte Gelir Vergisi Yasası'nın 40.maddesinin 4.bendinde işle ilgili ve yapılan işin ehemmiyeti ve genişliği ile mütenasip seyahat ve ikamet giderlerinin "indirilecek gider" olduğu hususu hükme bağlanmıştır. Dolayısıyla bu gibi giderlerin yapılan işin önemi ve genişliği ile orantılı olması koşuluyla kayıtlara gider olarak intikali mümkündür.

Veysi SEVİĞ


Soru: Emekliyim ve takriben 10 senedir sosyal güvenlik destek primi ödeyerek çalışıyorum. Yakın bir zamanda büyük bir ameliyat geçirdim. Emekli olduğum halde bu süre içinde geçen sürelerde istirahat parası alabilir miyim? Yusuf Yüzer

Cevap: Hastalık sebebiyle geçici iş göremezliğe uğrayan sigortalılardan geçici iş göremezliğin başladığı tarihten önceki bir yıl içinde en az 120 gün hastalık sigortası primi ödemiş bulunan ve sigortalılık niteliği devam edenlere, geçici iş göremezliğin üçüncü gününden başlamak üzere, her gün için geçici iş göremezlik ödeneği verilmektedir. Sigortalılara, ilk iki gün için geçici iş göremezlik ödeneği verilmemektedir.

Emekli olduktan sonra sosyal güvenlik destek primi ödeyerek çalışmaya devam eden sigortalılara sadece iş kazası ve meslek hastalığı yardımları yapılmaktadır. Bu nedenle sosyal güvenlik destek primi ödeyerek çalışanlar hastalıkları nedeniyle istirahat raporu alsalar bile, geçici iş göremezlik ödeneği verilmez.

Sadece işkazası ve meslek hastalığı nedeniyle istirahat raporu alınması halinde istirahat parası ödenebilecektir.


Resul Kurt


Soru: 2006 mart ayından bu yana çalışıyorum, şu anda toplamda 600 gün prim ödemem ve son 120 gün aralıksız prim ödemem yapılmış. Bu durumda işsizlik sigortasından yararlanmak için ne yapmam gerekli? B.B. Doğu

Cevap: Hizmet akdinin sona ermesinden önceki son 120 gün içinde prim ödeyerek sürekli çalışmış olanlardan, son üç yıl içinde;

a) 600 gün sigortalı olarak çalışıp işsizlik sigortası primi ödemiş olan sigortalı işsizlere 180 gün,

b) 900 gün sigortalı olarak çalışıp işsizlik sigortası primi ödemiş olan sigortalı işsizlere 240 gün,

c) 1.080 gün sigortalı olarak çalışıp işsizlik sigortası primi ödemiş olan sigortalı işsizlere 300 gün, süre ile işsizlik ödeneği verilmektedir.

İşsizlik sigortası, işsiz kalan kişiye işsizlik ödeneği dışında bazı ek imkanlar da sağlamaktadır. Buna göre işsizlik sigortasından yararlanmaya hak kazanan kişi işsiz kaldığı süre içindeki tedavilerini yaptırabilecek, yeni bir iş bulması için devletten yardım alacak, meslek geliştirme, edindirme ve yetiştirme eğitiminden yararlanabilecektir.

İşsizlik sigortası yardımlarından yararlanmak için işsiz kalmak yeterli değildir. İşsizlik sigortası yardımlarından yararlanmak için iş sözleşmesinin yasada belirtilen sona erme hallerinden olması gerekmektedir. İstifa edenler, emeklilik veya evlilik nedeniyle işten ayrılanlar yada ahlak ve iyiniyet kurallarına uymaması nedeniyle işten çıkartılan işçiler diğer koşulları taşısalar bile işsizlik sigortası yardımlarından yararlanamazlar.

Bildirim önellerine uygun olarak hizmet akdi işveren tarafından sona erdirilmiş olanlar, işçi tarafından haklı bir nedenle (4857/24 gibi) sigortalı tarafından feshedilmiş olanlar, işveren tarafından 4857/25-II bendi dışında haklı bir nedenle (4857/25-I,III ve IV bentleri gibi) sigortalı tarafından feshedilmiş olanlar, belirli süreli sözleşmeyle çalışan işçilerden belirli sürenin bitimi nedeniyle işsiz kalanlar, İşyerinin el değiştirmesi veya başkasına geçmesi, kapanması veya kapatılması, işin veya işyerinin niteliğinin değişmesi nedenleriyle işten çıkarılmış olanlar gibi kendi istek ve iradesi dışında işsiz kalanlar işsizlik sigortası yardımlarından yararlandırılmaktadırlar.

İşveren, sigortalı işsizler hakkında hizmet akdinin sona erdiği tarihten itibaren 15 gün içinde 3 nüsha İAB düzenleyerek, bu süre içerisinde, bir nüshasını işyerinin bulunduğu yerdeki Kurum birimine ulaştırmak, bir nüshasını sigortalı işsize vermek, diğer nüshasını da işyerinde saklamakla yükümlüdür.

Sigortalı işsiz, resmi kimlik belgesi ve işveren tarafından düzenlenen İşten Ayrılma Bildirgesi (İAB) ile hizmet akdinin sona erdiği tarihi izleyen günden itibaren 30 gün içinde, işyerinin bağlı bulunduğu yerdeki İŞ-KUR müdürlüğüne talep dilekçesi ile şahsen müracaat edecektir.

Resul KURT

Satılan malın bedelinin tahsilatında sorun çıkması durumunda, alıcıya teslimat belgelenmelidir. Bunun için de malın taşınması ve satımı sırasında irsaliye düzenlenmelidir. Burada önemli olan, faturanın alıcıya zamanında ulaşmış olması ve içeriğine süresi içinde itiraz edilmemiş olmasıdır.

SORU: Satmış olduğumuz malları alan müşterimiz bize olan borçlarını ödemedi. Bu nedenle elimizde bulunan faturalar ve irsaliyelerle birlikte kendisine ihtarname keşide ederek alacağımızı ödemesini istedik. Ancak söz konusu kişiler bizden mal almadıklarını ve böyle bir borçları olmadığını iddia ederek mahkemede borçlarını inkar ettiler. Böyle bir durumda bizim nasıl hareket etmemiz gerekmektedir?

YANIT: Türk Medeni Kanunu'nun 6.maddesi uyarınca "taraflardan her biri hakkın dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür."

Diğer yandan Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 287.maddesi gereği olarak "Kanun'un muayyen bir delil"le ispatını emreylediği hususlar başka suretle ispat olunamaz.
Mevcut hukuki düzenlemeler çerçevesinde "Bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukuki işlemlerin yapıldıkları zamanki miktar veya değerleri belli bir miktarı geçtiği takdirde yazılı olarak kanıtlanması gerekmektedir.

Türk Ticaret Kanunu'nun 23.maddesi gereği olarak da "Ticari işletmesi icabı bir mal satmış veya imal etmiş veyahut bir iş görmüş yahut bir menfaat temin etmiş olan tacirden, diğer taraf kendisine bir fatura verilmesini ve bedeli ödenmiş ise bunun faturada gösterilmesini isteyebilir."

Ancak Vergi Usul Kanunu'nun 232.maddesi uyarınca ticari yaşamda fatura verilmesi ve alınması zorunlu olan bir vesikadır. Buna göre fatura aynı zamanda satılan emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari vesika olarak kabul edilmektedir.

Vergi Usul Kanunu'nun 230. maddesinde hükme bağlandığı üzere malın satımı aşamasında alıcıya veyahut da alıcının bulunduğu yere kadar sürecek taşınması sırasında irsaliye düzenlenmesi ve dolayısıyla malın irsaliyeli taşınması gerekmektedir.

Konuya ilişkin olarak oluşan bir yargı kararına göre de; "Davacılar malı teslim ettiklerini ancak bedelini alamadıklarını ileri sürmüş ve buna ilişkin faturaları ve sevk irsaliyelerini dosyaya sunmuşlarsa, bu durumda davacıların iddialarını kesin delillerle kanıtlamaları gerekmektedir." (Yargıtay 19. Hukuk Dairesi E.No:2007/7821, K.No:2008/1622)

Burada önemli olan malın alıcılar tarafından teslim alındığının kesin olarak kanıtlanması ile alıcılar adına düzenlenen faturaların alıcılara ulaşmış olması ve fatura içeriğine süresi içerisinde alıcılar tarafından itiraz edilmemiş olmasıdır.

Dolayısıyla eğer söz konusu fatura veyahut da faturalar alıcılara ulaşmış bulunuyorsa ve malın teslim edildiği kanıtlanabiliyorsa, süresi içerisinde fatura içeriğine itiraz etmemiş olan alıcıların söz konusu fatura bedellerini ödemesi gerekmektedir.

Veysi Seviğ

SORU: Ülkemizde ekmek ve fırıncılık sektöründe yaşanan sorunlar gün geçtikçe artmaktadır. Bizim ürünlerimizin teslimi düşük oranlı katma değer vergisine tabiidir. Şimdi elektrik de zamlanıyor. Bizim yüksek katma değer vergili girdilerimiz için ödediğimiz katma değer vergisinin 11.600 YTL'sini geri alamıyoruz. Bu miktar bizim üzerimizde kalıyor.

YANIT: 2006/10379 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı uyarınca 2006 yılında indirimli orana tabi teslim ve hizmetler dolayısıyla yüklenilen katma değer 10.000 YTL'yi aşan kısmının yıl içinde mahsup edilmesi öngörülmüştür. Bu bağlamda Bakanlar Kurulu tarafından tespit edilen 10.000 YTL her yıl yeniden değerleme oranında arttırılmaktadır. Söz konusu miktar 2008 yılı için 11.600 YTL olmuştur.

Sözü edilen kararname ile aylık mahsup sisteminden yıllık nakit iade sistemine geçilmiştir. Bu bağlamda da iade edilecek katma değer vergisi tutarı 2008 yılında 11.600 YTL'yi aşan kısım ödenecek katma değer vergisinden mahsup edilebilecek, bu bağlamda da mahsuben iade edilecek katma değer vergisi tutarının çıktığı dönemden itibaren yıl sonuna kadar takip eden dönemlerdeki iade edilecek katma değer vergisi tutarı olarak işlem görmektedir.

Veysi Seviğ

SORU: Biz perakende ve daha çok internet aracılığı ile iş yapan bir ticari işletmeyiz. Bağlı bulunduğumuz vergi dairesi bizden devamlı olarak aylık işlemlerimizle ilgili bilgi istiyor. Bu bilgilerin bazen zamanında ilgili vergi dairesine istedikleri şekilde ulaştırılması mümkün olmuyor. Ancak bu gibi durumlarda hakkımızda özel usulsüzlük cezası kesiyorlar. Bu cezalar artık maddi açıdan bizi olumsuz etkiliyor.

YANIT: Vergi Usul Kanunu'nun 148.maddesi uyarınca temel ilke olarak "Kamu idare ve müesseseleri ile mükellefler veya mükelleflerle muamelede bulunan gerçek ve tüzel kişiler, Maliye Bakanlığı'nın veya vergi incelemesi yapmaya yetkili olanların isteyecekleri bilgileri vermeye mecburdurlar.

Bu bağlamda aynı kanunun 256 ve 257.maddeleri uyarınca da Maliye Bakanlığı mükelleflerden bilgi isteyebilmektedir.

Vergi idaresinin Vergi Usul Kanunu'nun kendisine tanıdığı mükellef ve mükelleflerle ilişkide bulunanlar üzerindeki yetkilerini kullanabilmesi ancak bu yetkilerin müeyyideye bağlanması ile mümkündür. Vergi idaresine tanınan bu yetkiler genel olarak bilgi verme, defter ve belgelerin ibrazı, denetim ve incelemeler yardım şeklindedir.

İdarenin bu yetkilerine uyulmaması fiili Vergi Usul Kanunu'nun mükerrer 355.maddesinde "Bilgi vermekten çekinenler ile 256, 257 ve mükerrer 257.madde hükmüne uymayanlar için ceza" başlığı altında hükme bağlanmış bulunmaktadır.

Sözü edilen yasa maddesine göre işlem yapılabilmesi için bilgi ve ibraz ödevinin yerine getirilmesiyle ilgili olarak yapılacak tebliğlerde bilginin verilmesi için tayin olunan sürede cevap verilmemesi, eksik veya yanıltıcı bilgi verilmesi halinde sözü edilen ceza hükümlerinin uygulanacağı hususunun ilgililere yazılı olarak bildirilmesi gerekmektedir.

Özel usulsüzlük cezasının kesilmesine rağmen bilgi vermeyenlere yeniden süre verilerek bilgi vermeleri istenenlere bu süre içerisinde bilgi vermemeleri halinde ceza iki kat olarak uygulanır.

İdarece istenen bilgiler bazı hallerde periyodik olarak verilmek zorundadır. Böyle bir durumda söz konusu bilgilerin süresi içerisinde idareye ulaştırılması zorunlu olmaktadır.

Sözü edilen bilgilerin süresi içerisinde gönderilmesi mümkün olmuyorsa bu takdirde idareye başvurarak söz konusu bilgilerin kendilerine verilebilmesi için ek süre istenmesi de mümkün bulunmaktadır. Bu bağlamda sizden istenen bilgilerin neler olduğu konusunda bilgimiz olmadığından bu konuda ayrıntılı bir açıklama yapamıyoruz.

Veysi Seviğ

Şirketimizde çalışan personelimizin üçüncü kişilere verdiği zararları ödemek zorunda kaldık. Acaba bu tazminatı gider yazıp vergiden düşürebilir miyiz?

Kurumlar Vergisi, mükelleflerin bir hesap dönemi içerisinde elde ettikleri safi kurum kazancı üzerinden hesaplanır. Safi kurum kazancının tespitinde de Gelir Vergisi Kanunu'nun ticari kazanç hakkındaki hükümleri uygulanır. Ticari kazancın tespitinde indirilebilecek giderler tek tek sayılmış ve ticari kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi için yapılan genel giderlerin kurum kazancından indirilebileceği ifade edilmiş. İşle ilgili olmak şartıyla mukavelenameye, ilama (mahkeme kararı) veya kanun emrine istinaden ödenen zarar, ziyan ve tazminatlar gider yazılabilir. Ancak bu ödemeler teşebbüs sahibinin suçlarından kaynaklanıyorsa indirim konusu yapılması mümkün değil. Sizin durumunuzda tazminat ödemesi işle ilgili olup, teşebbüs sahibinin şahsi kusuruna dayanmıyor. Bu yüzden söz konusu tazminat gider olarak dikkate alınabilir.

Ahmet Yavuz

Soru: Ben 24 haftalık hamileyim sigortalı bir işte çalışıyorum, asgari ücretten primlerim ödeniyor. Doğum ve süt parası almak için nasıl ve nereye başvurmam gerekiyor? Ne kadar para alabilirim? E.S.

Cevap: Sigortalı kadının analığı halinde, kendisi için doğumdan önceki bir yıl içinde en az 120 gün analık sigortası primi ödemiş olması koşuluyla doğumdan önceki ve sonraki sekizer haftalık sürede, çoğul gebelik halinde ise doğumdan önceki on haftalık sürede, çalışmadığı her gün için geçici iş göremezlik ödeneği verilmesi öngörülmüştür.

Sigortalı kadının, istemesi ve doktorun da uygun görmesi halinde doğumuna üç hafta kalıncaya kadar işyerinde çalışabilme ve çalıştığı sürelerin doğum sonuna ilave edilmesi imkanı bulunmaktadır. Ancak bu fıkradan yararlanabilmek için sağlık durumunun doğuma üç hafta kalıncaya kadar çalışmasına ve doğum öncesi kullanmadığı 5 haftaya kadar olan sürenin doğum sonrasına aktarılmasının uygun olduğuna dair sağlık raporu alınmalı ve SSK’na verilmelidir.

Doğum öncesi 8 haftanın başlangıcında doğum öncesi istirahata ayrılanların ya Sağlık Bakanlığı ya da anlaşmalı özel hastanelerden rapor almalarında yarar vardır. Bu raporlara istinaden doğum öncesi ve sonrası süreye ait 8’er haftanın geçici iş göremezlik ödeneği verilebilecektir.

Sigortalı kadının analığından dolayı geçici iş göremezlik ödeneğinden yararlanabilmesi;

a) Doğumdan önceki bir yıl içinde, çalıştığı işyerlerinden, kendisi adına en az 120 gün analık sigortası primi ödenmiş,

b) Doğumdan önceki ve sonraki sekizer haftalık sürede, çoğul gebelik halinde ise, doğumdan önceki on haftalık sürede işyerinde çalışmamış, olma şartlarının yerine getirilmesine bağlıdır.

İşverenlerin, kadın sigortalıların doğum öncesi ve sonrasındaki istirahat sürelerinde ücret ödeme yükümlülüğü bulunmamaktadır. Ancak, sigortalı kadının doğumdan önceki ve sonraki sekizer haftalık sürede, çoğul gebelik halinde ise, doğumdan önceki on haftalık sürede çalışmamış olmakla beraber toplu iş sözleşmesi, işyeri yönetmeliği, takım veya ferdi sözleşmeye istinaden ya da atıfet olarak (iyilik olsun diye) işverence ücretlerinin ödenmiş olması geçici iş göremezlik ödeneğinin verilmesi mümkündür. Burada önemli olan, sigortalı kadının doğumdan önceki ve sonraki sekizer haftalık sürede, çoğul gebelik halinde ise, doğumdan önceki on haftalık sürede işyerinde çalışmamış olmasıdır.

Analık halinde verilecek ödenek ve gelirlerin hesabına esas tutulacak günlük kazanç, doğumun olduğu tarihten önceki üç takvim ayı içinde, elde edilen ve sigorta primi hesabına esas tutulan kazançlar toplamının 90’da biridir. Asgari ücretten hesaplama yapıldığında günlük kazanç 13.52 YTL olarak alınacak ve 8+8=)16 hafta için toplam 1.514.24.-YTL geçici iş göremezlik hesaplanacaktır.

Resul KURT

Soru: Limited şirkette 2001 yılından beri ücretli olarak çalışan bir kişi 2008/Ocak döneminde çalıştığı ltd. şirketten hisse alarak hem hissedar hem de şirket müdürü olarak atandı.

Aynı şahsın öteden beri bu firmada çalışması devam etmektedir. Bu şahsın hem ortaklığı hem imza yetkisi olup, aynı zamanda SSK’lı çalışması devam etmektedir. Bu şahıs için SSK’nın devam etmesi doğrumu yoksa Bağ-Kur’lu olması mı gerekiyor? H.Ö.

Cevap: Bağ-Kur sigortalısı sayılanların Bağ-Kur sigortalılığını iptal ettirmeden SSK’na tabi sigortalı olmaları durumunda veya SSK sigortalılarının bu sigortalılıkları devam ederken Bağ-Kur sigortalısı sayılmayı gerektiren bir faaliyette bulunmaları durumunda mevzuatın bilinmemesinden dolayı hizmetlerin çakışması söz konusu olmaktadır. Ülkemizde sosyal güvenliğin tekliği ilkesi geçerli olup, bir kişinin aynı anda iki farklı sosyal güvenlik kuruluşu kapsamında sigortalı olması olanaksızdır.

Limited şirket ortağı olmadan önce, bir işyerinden SSK’na bildiriliyor iseler hizmet akdine tabi çalışmaları kesintiye uğrayıncaya kadar SSK’na bildirilmeye devam olunurlar. Aynı şekilde, sigortalı olarak çalıştıkları şirkete ortak olanlar da SSK sigortalılıkları kesintiye uğrayıncaya kadar Bağ-Kur primi ödemesine gerek bulunmamaktadır. İlgili kişi için sigortalılığında kesinti oluncaya kadar, SSK primi ödenmeye devam edilmesinde sakınca yoktur.

Resul KURT

AMORTİSMAN AYRILMA ZAMANI

SORU: Bir iktisadi kıymetin amortismana tabi olması için söz konusu iktisadi kıymetin kullanılmaya başlanması mı yoksa aktife dahil edilmesi mi gereklidir? Örneğin bir iktisadi kıymeti ben satın almış olsam ve fakat bu iktisadi kıymeti geçici olarak kullanmama rağmen işletmenin aktifine almamış veyahut da söz konusu malın mülkiyeti bana intikal ettirilmediği için aktifime kayıt etmemiş olsam, bu takdirde o iktisadi kıymet için amortisman ayırabilir miyim?

YANIT: Bilindiği üzere Vergi Usul Yasası'nın 313. maddesinde sayılan tüm iktisadi kıymetlerin aktife kayıt edildiği tarih itibariyle amortismana tabi tutulması mümkün bulunmaktadır. Söz konusu yasanın 320.maddesinde ifade edildiği üzere "Amortisman süresi, kıymetlerin aktife girdiği tarihten başlar."

Amortisman ayırma konusunda iktisadi ömür esası geçerli olup, bu ömür söz konusu iktisadi kıymetin aktife girdiği tarihten itibaren başlar. Bu bağlamda da işletmede bir yıldan fazla kullanılan ve yıpranmaya veya kıymetten düşmeye maruz kalan iktisadi kıymetlerin amortismana tabi tutulması öngörülmüştür.

Bu konuda oluşan yargı kararları uyarınca da "Amortisman ayırmak için iktisadi kıymetin kullanılmaya başladığı tarih değil, aktife girdiği tarih dikkate alınır. (Danıştay 4. Dairesi E.No:2005/396, K.No:2005/1823)

Veysi Seviğ

YURTDIŞI ÇIKIŞ YASAĞI

SORU: Yurtdışı çıkış yasağı kalktı mı? Bu konuda yeni bir kanun çıkarıldı mı? Bazı basın organlarında bu konuda haberler yer almaktadır.

YANIT: Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde görüşülerek kabul edilen 5766 sayılı "Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunda ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkındaki Kanun"un 5. maddesi ile Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkındaki Kanun'a eklenen 36/A maddesinde yer alan düzenlemenin başlığı "Yurtdışı Çıkış Tahdidi"dir.

Buna göre devlete ait olup, Vergi Usul Kanunu ve Gümrük Kanunu kapsamına giren amme alacakları ile bunlara ait zam ve cezaların ödeme emrinin tebliğ tarihini takip eden yedi gün içerisinde ödenmeyen ya da kanun hükümleri uyarınca hakkında bu alacaklar nedeniyle ihtiyati haciz kararı alınan amme borçlusunun yurt dışına çıkışı alacaklı tahsil dairesinin talebi halinde ilgili makamlarca engellenecektir.

Yapılan yeni düzenleme gereği yurtdışı çıkış tahdidi 100 bin YTL ve üzerinde olan teminat altına alınmamış amme alacağına uygulanacaktır. Bakanlar Kurulu bu miktarı on katına kadar arttırmaya, yarısına kadar indirmeye ve yeniden kanuni tutarına getirmeye yetkili kılınmıştır.

Amme alacağına karşılık teminat alınması, alacağın tecil edilmesi, borçlunun aciz halinin tespit edilmesi, yargı mercilerince amme alacağının takibinin durdurulmasına karar verilmesi veya takibin kanunen durdurulması gereken diğer hallerde yurt dışı çıkış tahdidi, alacaklı tahsil dairesinin istemi üzerine ilgili makamlarca kaldırılacaktır.

Amme borçlusu hakkında uygulanan yurtdışı çıkış tahdidi, hastalık, iş bağlantısı gibi hallerde alacaklı tahsil dairesinin uygun görmesi ve bildirimi üzerine ilgili makamlar tarafından kaldırılır. Ancak bu nedenlerle kaldırılan yurtdışına çıkış yasağı diğer bir çıkış aşamasında uygulanabilecektir.

Konuya ilişkin usul ve esasları belirleme yetkisi Maliye Bakanlığı'na aittir.
Diğer yandan bu madde ile daha önceki uygulamada da olduğu gibi amme borcunun ödenmesinden amme borçlusu ile beraber ödeme sorumluluğu bulunan ve Amme Alacaklarının Tahsili Usulü Hakkındaki Kanun hükümlerine göre amme borçlusu ile beraber ödeme sorumluluğu bulunan ve söz konusu yasanın amme borçlusu saydığı kişiler hakkında da bu tahdit uygulanabilecektir.

Veysi Seviğ

İşçinin başka bir ile gönderilmesi

Soru: İstanbul'da bir işyerinde çalışıyorum. İşverenim beni Antalya'daki işyerine naklen göndermek istiyor. Ben gitmek istemiyorum. Ancak işverenim bana baskı yapıyor. Gitmeli miyim? Bana ne önerirsiniz? M. Ekin.

Cevap: Sayın Ekin, iş sözleşmenizde İstanbul dışında olan işyerlerinde de çalışacağınıza dair bir hüküm varsa Antalya'daki işyerine gitmeniz gerekir. İş sözleşmenizde böyle bir hüküm yok ise Antalya'ya gitmeyebilirsiniz. İşvereninizin, Antalya'daki işyerine gidip işbaşı yapmanız yönünde size baskı yapmaya da hakkı yok.
Yazar : Arif TEMİR

Yıllık izin Ücretinin Geri Alınması

Soru: Yıllık iznimi kullanırken bir başka işyerinde çalışıyorum. Arkadaşım işverenimin bunu öğrenmesi halinde tarafıma peşin olarak ödenmiş olduğu izin ücretini alabileceğini söyledi. Bu mümkün mü? A.Yavuz.

Cevap: Yıllık ücretli iznini kullanmakta olan işçinin izin süresi içinde ücret karşılığı bir işte çalıştığı anlaşılırsa, bu izin süresi içinde kendisine ödenen ücret işveren tarafından geri alınabilir. Sayın Yavuz izin ücretinizin geri alınmasına ilişkin uygulama işvereninizin takdirindedir. İşvereniniz istemesi halinde izin ücretini sizden geri alabilir.

İş Sözleşmesi Yapılması

Soru: Bir işyerinde 5 yıldan beri çalışıyorum. İşverenim 10 gün önce imzalamamız için bize iş sözleşmesi verdi. Bizde iş sözleşmesinin işe girişte imzalanması gerektiğini söyledik. İşverenimize iş sözleşmesini imzalamadan iade ettik. İş sözleşmesini 5 yıl çalıştıktan sonra imzalama zorunluluğumuz var mı? E.Türkmen.

Cevap: Sayın Türkmen, İş Kanunu'na göre süresi bir yıl ve daha fazla olan iş sözleşmelerinin yazılı şekilde yapılması zorunludur. İşvereninizin size sunmuş olduğu sözleşmeleri imzalamanız gerekir. İş sözleşmesi işyerinde oluşmuş çalışma koşullarına aykırı hükümler içeriyorsa bu durumda ilgili hükümleri kabul etmediğinizi sözleşmeye yazılı kayıt düşerek iş sözleşmesini imzalamanız gerekir.

Yazar : Arif TEMİR

Kapıcı konutları kiraya verilir mi?

Büyük şehirlerde doğalgazın konutlarda yaygın olarak kullanılmasından dolayı bazı apartman yönetimleri kapıcılara gereksinim duyulmadığı gerekçesi ile kapıcıları işten çıkarmaktadır. Kapıcıların işten çıkarılması ile boşalan kapıcı dairelerinin kiraya verilip verilmeyeceği konusunda apartman yönetimleri/kat malikleri sorun yaşamaktadır.

Yürürlükten kaldırılan eski 1475 sayılı İş Kanunu'nda kapıcı konutları için kira istenemeyeceği hükmü yer almaktaydı. Bu hükmün sadece kapıcılara yönelik olup olmadığı çeşitli kesimlerce tartışılmıştır. Bütün bu tartışmalara 03.03.2004 tarihinde yürürlüğe giren Konut kapıcıları Yönetmeliği son noktayı koymuştur.

Konut Kapıcıları Yönetmeliği kapıcıya görevi nedeniyle konut verilmesinin zorunlu olmadığını belirterek kapıcı dairelerinin kapıcılık hizmetini yapmayanlara da kiraya verilebilmesinin yolunu açmıştır. Kat malikleri apartmana ait olan kapıcı dairesini kapıcılık hizmetini yapmayan bir başkasına kiraya verebilir. Apartman yöneticisine kat malikleri kurulu yetki vermişse yöneticide kapıcı dairesini kiraya verebilir. Yöneticiye yetki verilmemişse yönetici kapıcı dairesini kiraya veremez. Bu durumda kapıcı dairesinin mutlaka kat malikler kurulunca kiraya verilmesi gerekir.

Kapıcı dairesinde görevi dolayısı ile oturan kapıcıdan iş sözleşmesinin devamı süresince kira istenemez.

Soru: Annem 01/07/1991 yılında işe girmiş olup, toplam 2294 gün SSK ve 90 günde isteğe bağlı SSK sigortası var. İsteğe bağlı sigortayı ödemeye 2006’nın kasım ayında başladık. 3 ay ödedik gerisini ödeyemedik ve iptal oldu. Prim affıyla aradaki farkı ödeyebilir miyiz? Ayrıca aradaki boşluklar bu yasayla ödenemez mi? Murat Güler

Cevap: İsteğe bağlı sigorta primlerini art arda üç ay ödemeyenlerin sigortalılığı, primi ödenmiş son ayın bitiminden itibaren sona erdirilecektir. Primlerin art arda üç ay ödenmemesinden, herhangi bir aya ilişkin primin, o ayı izleyen üç ay içinde ödenmemesi değil, üç aylık prim borcunun gecikmeye girmesi kastedilmektedir.

Prim affı olarak adlandırılan düzenleme ile, SSK isteğe bağlı sigortalılarının prim borçlarını ödeme kolaylığı sağlanmaktadır. 2003/Mayıs ila 2008/Mart arasında isteğe bağlı sigortalılıklarının devam ettiği süre içinde oluşan prim borçları nedeniyle ödeme kolaylığından yararlanacaklardır.

Dolayısıyla, 2006 Kasım ayından bu yana isteğe bağlı sigorta primleriniz ödenmediğinden prim ödediğiniz en son ay itibariyle sigortalılığınız sona erdirilmiş olup, bu nedenle prim borcunuz veya bu döneme ilişkin sigortalılığınız bulunmayacaktır. Ayrıca, aradaki gün boşlukları da ödenemeyecektir.