Bizim Söylediklerimiz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bizim Söylediklerimiz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Bir hikaye...


Bir minik yalnız çocuktum, dudağımı bükmüş dokunsalar ağlayacak şekilde otururken yanıma geldin. Şefkat dolu bakışlarla tatlı tatlı süzdün beni sonra dayanamayıp iyice yaklaşıp o narin ellerini kafama götürüp uzun saçlarıma dokundun.

Ne oldu sana neden böyle üzgün üzgün oturuyorsun bakalım diye sordun, beni incitmemeye çalışarak. Ben sesindeki tatlılıktan çok etkilendim. Sonra kafamı yukarı kaldırıp o tatlı ve ay gibi güzel yüzünü gördüm, kalbim heyecanla titredi biran. Sonra konuşamayacağımı hissettim ve konuşmaya çalışıp saçmalamaktansa senin o güzel yüzüne bakmayı tercih ettim. Uzun uzun baktım özlemini duyduğum, hayallerimi süsleyen güzeller güzeline. Sonra elini yanağıma götürdün hafifçe okşayıp çeneme kadar devam ettirdin. Konuşsana güzel çocuk dedin bana. Sonra nasıl olduysa gözüm biranda yüzümün yansımasını gördüğüm bir cama takıldı ve bedenimin farklı biri olduğunu gördüm. Hissettiğim çocukluk hissi gerçekti ve ben bir çocuktum. Aslında gerçeği söylemek gerekirse yaşadıklarımı benim olmayan yüzümü görünce hatırladım.

O kaza! Seni benden beni senden alan o vahim kaza. Sana geliyordum hızlı hızlı, sonra nasıl olduysa bilmiyorum ve birden bir şey uçtu üzerime büyük bir şey. En son hissettiğim seni düşünerek kalbimin titremesiydi, seni bekleteceğim için duyduğum üzüntü ve en son gördüğüm gökyüzünde beliren senin yüzündü. Derken sert bir şekilde düştü kafam beton zeminin üstüne. Elimdeki gül savruldu ileri doğru, kokusu hafifçe geldi burnuma sen geldin zannettim ama çeviremedim kafamı kokunun geldiği tarafa. Gömleğimin içine, göğsümün kalbime yakın tarafına koyduğum sarı saman zarfın içindeki, kalbimden geçenleri yazdığım mektup tam da kalbime batıyordu. O feci kazadan sonra hissettiğim tek acı buydu. Kafamdan kanlar akıyor, kollarım ve bacaklarım ve çarpmanın etkisiyle daha başka yerlerimde kırılmışken benim hissettiğim tek acı zarfın kalbime batışıydı. Çünkü kalbimden geçenlerdi onlar, gerçeklerdi; tıpkı benim orada kanlar içinde yatışım gibi.

Sonra bir ambulans sireni acı acı çalarak geldi, kalabalığı zorlanmadan geçtiler. Etraftakilerin konuşmalarını duyuyordum beni sedyeye koyarlarken; “yazık daha da gençmiş” diyordu ablanın biri, sonra amcanın bir tanesi “şu gül bu çocuktan düştü” diyordu. Genç bir çocuk yerdeki kanın bulaştığı kan kırmızısı gülü sağlık görevlisine uzattı ve elimin yanına koydular gülü. Sanki yanımdaydın beni hastaneye götürürlerken kokun geliyordu burnuma, koklamaya doyamadığım o güzel kokun. Sonra görevli abla gömleğimin önünü açtı, kana bulanmış sarı saman zarfı görünce şaşırdı, üstünde yazanı okudu. Ruhum!!! Kafasını iki yana salladı üzülerek; çünkü biliyordu hastaneye yetişmem bile zordu. Sonra birçok defa yürüyerek geçtiğimiz askeri hastanenin önündeki ışıklarda tamda hastaneye girecekken hiçbir şey hissedemez oldum. Hastaneye girdiğimde çok uğraşmışlar benim için ama olmamış döndürememişler beni sana. Sonra aynı anda hastanede olan küçük bir çocuk için gerekli olan kalbi benden almayı düşünmüşler.

Senin için atan kalbim 9 yaşındaki bir çocuğu hayata bağlayacakmış. Sonunda bağladı da işte. Bu dudağını bükerek üzgün üzgün oturan çocuk o çocuk. Hala çok güzelsin hala çok tatlısın ve benim kalbim küçük bir çocukta bile olsa hala senin için atmaya devam ediyor. SENİ ÇOK SEVİYORUM RUHUM…

Açıldık mı?

Dükkanı mühürlemişlerdi :)) şimdi açıldı mı bilmiyorum ama ben ara sıra sanırım kaçak da olsa girebiliyorum...

Her şeyimiz yasaklar üzerine kurulu. Bu ilk değil açılır ama son olacağını da sanmıyorum. Daha çok açılıp kapanır bu bloglar...



Çok severim masmavi gökyüzünü, huzur bulurum ona bakarken. Sonra içinde parça parça beyaz küçük bulutları gördükçe onları bir şeylere benzetirim, hayal kurarım. Hayal aleminde yaşayan benim gibi biri için en güzel araçtır gökyüzü ve içindeki beyaz bulutlar.

Derken gövdesi kocaman ağaçları sallayan, tozları havada uçuşturan sert bir rüzgar eser. Bu rüzgar bütün o küçücük bulut parçacıklarını bir araya getirerek, masmavi gökyüzünü görünmeyecek hale getirir. Hava kararmıştır, artık gökyüzüne baktığında sadece bulutları görürsün ve bulutlarda beyaz değildir artık onlarda kararmıştır. Böyle olunca gökyüzüne baktığımda duyduğum huzurdan eser kalmaz. Sanki gökyüzü kaşlarını çatmış bana kızmıştır sanki.

Bu karartının, bu kaş çatışın ve bu kızgınlığın ardından içini döker gökyüzü. Bazen olanca şiddetiyle, göz gözü görmeyecek şekilde sanki bana bağırıyormuşçasına sağanak yağmur olarak döker içini. Bazen ceviz büyüklüğünde dolu şeklinde kızgınlığını kafama vurarak çıkarmak istercesine döker içini. Bazen de usul usul çiseleme şeklinde içindekileri onu anlayım diye yavaş yavaş anlatarak okşarcasına bir tokat tadında döker içini.

Hangi şekilde yağarsa yağsın sonuçta yağmur dinip gökyüzü aydınlanacaktır. İşte bu yüzden severim yağmurun her şeklini. Ben hava karardı ve bir müddet bana kızıp karardığı için sevmeyi bırakmam asla gökyüzünü. Çünkü bilirim ki bu karartı geçicidir ve bana içindekileri döküp yağdığında gökyüzü aynı maviliğine geri dönecektir ve ben tekrar o mavi gökyüzü altında huzurla yaşamaya ve küçük beyaz bulut parçacıklarına bakarak hayal kurmaya devam edeceğimdir.

Herkesin hayatında gökyüzünün karardığı gibi; insanı sıkan, üzen ve huzursuz eden günleri vardır. Mühim olan; bu sıkıntılı günlerin geçmesi için ne şekilde olursa olsun içini dökmek ve sıkıntılı günlerin geçecek olduğunu, aydınlık günlerin geleceğini bilerek yaşamaktır.



Kendi Adına ve Bağımsız Çalışanların Sigortalılık Başlangıcı ve Sona Ermesinin Bildirimi



Sigortalılık Başlangıcının Bildirilmesi :

5510 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamında kendi adına ve hesabına bağımsız çalışanların sigortalılıkları, aşağıda belirtilen hallerden itibaren başlar.

1- Ticari kazanç veya serbest meslek kazancı nedeniyle gerçek veya basit usulde gelir vergisi mükellefi olanların sigortalılıkları bu mükellefiyetlerinin başlangıç tarihi itibariyle başlar ve bu tarih vergi dairelerince, kuruma 15 gün içinde bildirilir.

2- Gelir vergisinden muaf olanların sigortalılıkları, Esnaf ve Sanatkar Sicil Müdürlüklerine tescil tarihi itibariyle başlar ve bu tarih Esnaf ve Sanatkar Sicil Müdürlüklerince, kuruma 15 gün içinde bildirilir.

3- Şirket Ortaklarından;

a- Kollektif şirket, adi komandit şirketlerin komandite ve komanditer ortakları ile donatma iştiraki ortaklarının sigortalılıkları vergi mükellefiyetlerinin başladığı tarihte başlar ve bu tarih, vergi dairelerince, kuruma 15 gün içinde bildirilir.

b- Anonim şirketlerin yönetim kurulu üyesi olan ortaklarının sigortalılıkları, yönetim kurulu üyeliğine seçildikleri tarihte başlar ve bu tarih, şirket yetkililerince, kuruma 15 gün içinde bildirilir.

c- Limited şirket ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketlerin komandite ortaklarının sigortalılıkları şirketin ticaret siciline tescil edildiği tarihte başlar ve bu tarih, ticaret sicil memurluklarınca, 15 gün içinde bildirilir.

d- Limited şirket ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketlerin komandite ortaklarından hisse devri alan yeni ortaklarının sigortalılıkları ortaklar kurulunca devrin yapılmasına karar verildiği tarihte başlar. Bu tarih, ortaklar kurulu kararının, hisse devrine ilişkin tanzim edilen noter devir sözleşmesinin, devrin yapıldığının işlendiği pay defterinin birer sureti veya devir, ticaret sicil memurluğunca tescil edilmiş ise ticaret sicil gazetesinde ilan edildiği nüshasının ibraz edilmesi kaydıyla şirket yetkililerince, 15 gün içinde bildirilir.

Görüldüğü üzere Anonim Şirket yönetim kurulu üyelerinin sigortalılıklarının bildirimi ile Limited şirket ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketlerin komandite ortaklarından hisse devri alan yeni ortaklarının sigortalılıklarının bildiriminin şirket yetkililerince yapılması zorunludur. Bu bildirimi 15 gün içinde yapmayan şirket yetkilileri için 5510 sayılı kanunun 102 inci maddesine göre her bir sigortalı için asgari ücret tutarında idari para cezası kesilecektir.


Sigortalılığın Sona Ermesinin Bildirilmesi :

5510 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamında sigortalı olanların sigortalılıkları aşağıda sayılan hallerde sona erer, bunlardan;

1- Ticari kazanç veya serbest meslek kazancı nedeniyle gerçek veya basit usulde gelir vergisi mükellefi olanların sigortalılıkları mükellefiyetlerini gerektiren faaliyetlerine son verdikleri tarihte sona erer ve bu tarih ilgili vergi dairelerince ve sigortalılarca, 10 gün içinde sigortalı işten ayrılış bildirgesi ile Kuruma bildirilir.

2- Gelir vergisinden muaf olanların sigortalılıkları esnaf ve sanatkar sicil müdürlüklerindeki kayıtlarının silindiği tarihte sona erer, bu tarih esnaf ve sanatkar sicil müdürlüklerince ve sigortalılarca, 10 gün içinde sigortalı işten ayrılış bildirgesi ile Kuruma bildirilir.

3- Şirket Ortaklarından;

a- Kollektif şirket, adi komandit şirketlerin komandite ve komanditer ortakları ile donatma iştiraki ortaklarının sigortalılıkları vergi mükellefiyetlerinin bittiği tarihte sona erer, bu tarih vergi dairelerince ve sigortalılarca, 10 gün içinde sigortalı işten ayrılış bildirgesi ile Kuruma bildirilir.

b- Anonim şirketlerin yönetim kurulu üyesi olan ortaklarının sigortalılıkları bu görevlerinin bittiği tarihte sona erer, bu tarih, şirket yetkililerince ve sigortalılarca, 10 gün içinde sigortalı işten ayrılış bildirgesi ile Kuruma bildirilir.

c- Limited şirket, sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketlerin komandite ortaklarının sigortalılıkları hisse devrine ilişkin alınan ortaklar kurulu kararı ile hissenin devrine ilişkin tanzim edilen noter devir sözleşmesinin ve devrin pay defterine işlendiği sayfanın birer suretlerinin birlikte ibraz edilmesi veya hisse devri ticaret sicil memurluğuna tescil edilmiş ise ticaret sicil gazetesinde ilan edildiği nüshasının ibraz edilmesi kaydıyla ortaklar kurulu karar tarihi itibariyle sona erer, bu tarih sigortalılar ve şirket yetkililerince, 10 gün içinde sigortalı işten ayrılış bildirgesi ile Kuruma bildirilir.

4- İflasın açılmasına mahkemece karar verilen şirketlerin ortaklarının sigortalılıkları sigortalının talebi halinde mahkemenin karar tarihinde, sigortalının talebinin olmaması halinde ise mahkemece iflasın kapatılmasına karar verildiği tarihte sona erer, bu tarih sigortalılar ve şirket yetkililerince, 10 gün içinde sigortalı işten ayrılış bildirgesi ile Kuruma bildirilir.

5- Tasfiyenin açılmasına mahkemece karar verilen şirketlerin ortaklarının sigortalılıkları sigortalının talebi halinde mahkemenin karar tarihinde sona erer, bu tarih sigortalılarca, sigortalının talebinin olmaması halinde tasfiye kurulu kararının ticaret sicil memurluğunca tescil edildiği tarihte sona erer, bu tarih ticaret sicil memurluğunca ve sigortalılarca, 10 gün içinde sigortalı işten ayrılış bildirgesi ile Kuruma bildirilir.

6- Tasfiyesine şirketin ortaklar kurulu tarafından karar verilen şirketlerin ortaklarının sigortalılıkları sigortalının talebi halinde tasfiyenin başlanmasına karar verildiği tarihte sona erer, bu tarih sigortalılarca, sigortalının talebinin olmaması halinde ise tasfiyenin sonuçlandığına ilişkin tasfiye kurulu kararının ticaret sicil memurluğunca tescil edildiği tarihte sona erer, bu tarih sigortalılarca ve ticaret sicil memurluklarınca, 10 gün içinde sigortalı işten ayrılış bildirgesi ile Kuruma bildirilir.

7- Mahkeme kararı ile iflasın, tasfiyenin açılmasına, ortaklar kurulu kararı ile tasfiyenin başlamasına veya münfesih duruma düşmesine karar verilen şirketlerin ortaklarından hizmet akdi ile çalışmaya başlayanların sigortalılıkları çalışmaya başladıkları tarihte sona erer, bu tarih sigortalılarca, 10 gün içinde sigortalı işten ayrılış bildirgesi ile Kuruma bildirilir.

8- Tarımda kendi adına ve hesabına bağımsız çalışanların sigortalılıkları tarımsal faaliyetin bittiği tarihte sona erer, bu tarih ziraat odalarınca, ziraat odası bulunmayan yerlerde ise tarım il/ilçe müdürlüklerince ve sigortalılarca, 10 gün içinde sigortalı işten ayrılış bildirgesi ile Kuruma bildirilir.

9- Herhangi bir yabancı ülkede ikamet eden ve o ülke mevzuatı kapsamında çalışmaya başlayan veya ikamet esasına bağlı olarak o ülke sosyal güvenlik sistemine dahil olanların sigortalılıkları çalışmaya veya ilgili ülke sosyal güvenlik sistemine dahil oldukları tarihte sona erer, bu tarih sigortalılarca, 10 gün içinde sigortalı işten ayrılış bildirgesi ile Kuruma bildirilir.


Görüldüğü üzere kendi adına ve bağımsız çalışanların sigortalılıklarının sona ermesinin bildirimi her halükarda sigortalıların bildirimini zorunlu kılmaktadır. Bazı hallerde vergi dairesi, esnaf sicil müdürlüğü ve ticaret sicil memurlukları da sigortalılar ile birlikte sorumlu tutulsa da; 5510 sayılı kanunun 102 inci maddesine göre her bir sigortalı için asgari ücret tutarında idari para cezasına maruz kalınmaması için sigortalılığın sona erdiğinin 10 gün içinde sigortalılarca mutlaka bildirilmesi gerekmektedir.

Gelir vergisi mükelleflerinin kapanışlarının vergi dairesine bildirimi 1 ay içinde yapılabildiğinden, sigortalılar tarafından sigortalılığın sona ermesinin kuruma bildirilmesinde geç kalmalar haliyle idari para cezasına maruz kalmalar yaşanabilecektir.

Herhangi idari para cezası ile karşılaşmamanız için yukarıdaki yazılanlar ışığında kendi adına ve bağımsız çalışanların sigortalılıklarının başlangıcını ve sona ermesinin bildirimini zamanında yapmayı unutmayınız.

Saygılarımla,
Hasan Volkan ÇEVİK
SMMM




Yararlanılan Kaynaklar :
- 28 Eylül 2008 Tarih ve 27011 Sayılı Resmi Gazete’de Yayımlanan;
5510 Sayılı Kanun Gereğince Sigortalı Sayılanlar, Sayılmayanlar, Sigortalılığın Başlangıcı, Kuruma Bildirilmesi ve Sona Ermesi Hakkında Tebliğ.



Merhaba arkadaşlar;

Bildiğiniz gibi 01/03/2010 Pazartesi günü 01/2010 dönemine ait B formlarının verilmesinin son günü. Nasılsa daha zaman var diyerek halen B formlarını göndermemiş olanlar için bu uyarıyı yapma gereği hissettim. Yapacağım bu uyarı çok ilginç gelebilir ama geçen ay benim başıma gelen bir olayın dün de başka bir arkadaşımın başına gelmesi benim bu uyarıyı yapmam gerektiğini düşündürdü.

12/2009 dönemine ait B formlarını gönderirken E-beyanname onay aşamasında bir firmanın B formu için hata mesajı verdi. Hata mesajını inceledikten sonra her şeyin normal olduğunu gördüm, buna rağmen B formunu onaylamıyordu. Biraz daha dikkatli inceleyince mal alışı yapmış olduğumuz bir firmanın ünvanını B formuna yazarken bir önceki aydan farklı yazdığımızı gördüm.

11/2009 Döneminde: "Hasan Volkan Sanayi Ticaret Ltd.Şti." şeklinde yazılmış.
12/2009 Döneminde: "Hasan Volkan San.Tic.Ltd.Şti." şeklinde yazılmış.

12/2009 dönemindeki mal aldığımız firmanın ünvanını 11/2009 dönemindeki gibi düzelttiğimde B formum onaylandı.

Dün bir arkadaşım KDV'lerini erken bitirmiş olacak ki; B formunu herşey normal olmasına rağmen onaylayamadığını söyledi. Ben de ona geçen ay başıma gelen olayı anlattım, kendisinin de bunu bir incelemesini söyledim. Nitekim mal alışı yaptığı firmanın ünvanını daha önceki dönemlerde bu dönemden farklı olarak kaydetmiş olduğunu gördü. Mal alışı yaptığı firmanın ünvanını daha önceki aydaki onayladığı şekliyle düzelttiğinde arkadaşımın B formu da onaylanmış oldu.

Şimdi birçoğumuz diyecek ki; biz bu firma ünvanlarını bir kere kayıt ediyoruz ve üzerinde herhangi bir değişiklik yapmıyoruz ki!!! Haklısınız, bu durumda olanlar için bir sorun olmasa gerek zaten. Fakat halen B formu girişlerini manuel olarak girenler olduğunu biliyorum. Bunun yanında program değişikliği yapmış olanlar firmaları yeniden kayıt ederlerken ünvanlarını yanlış kayıt etmiş olabilirler. Ayrıca bizim gibi hesap planı değişikliği yapmış ve sonuçta bir şekilde firma ünvanlarını değiştirmiş olanlar olabilir. İşte bu durumda olan arkadaşlar için bu uyarıyı yapıyorum.

Buradan yapmış olduğum bu uyarı ilginç hatta saçma gelebilir. Geçen ay benim başıma geldiğinde olası bir hata olarak görmüştüm. Fakat dün aynı hatayı başka bir arkadaşımda da görünce; B formu verme süresinin öne çekildiğini de düşününce bu durumdaki arkadaşları uyarayım istedim. Lütfen bu hatayı da dikkate alarak, sıkışmamak için B formlarınızı vermeyi son güne bırakmayın.

İyi çalışmalar.
Hasan Volkan ÇEVİK



"İranlı şâir Şirâzi derki: "Aşka uçma kanatların yanar. "Mevlâna da der ki: "Aşka uçmadıktan sonra kanatlar neye yarar."

Bahsettikleri aşklar farklı sanki. İranlı, karşı cinse duyulan aşktan bahsetmiş olsa gerek. Öyleyse haklıdır, yakar, yakıyorda. Ama Mevlana'nın söylediği ilahi aşk, Allah'a duyulan karşılıksız aşk ve gerçekten ona ulaşamadıktan sonra kanadı napam :)

Bencesine gelirsek, aşkın kanatları yakıcı etkisinin olduğu doğrudur hatta bilirim ki yürekleri de yakar. Fakat karşına öyle biri çıkarki onu ilahi aşk tadında seversin. Birşey beklemezsin, onu mutlu etmek yeter sana ve sadece seversin. Bu hayatında duyduğun en temiz duygudur aslında. Karşındaki de bunu anlarsa ve eğer kazara o da seni severse işte aşka uçmuş ve yanan kanatlarına merhemi bulmuşsundur demektir...

hvç



1- Kimseye bağlı olmayan, siyaseti içinde barındırmayan ve her çeşit düşünceye saygılı, bununla birlikte meslek adına herkesle iletişim kurabilecek bir topluluk olmayı hedefliyoruz.

2- Oluşturulacak topluluğun ismi, topluluk üyelerinin önerileri ve ortaklaşa alınmış bir kararla belirlenecektir. Yukarıdaki isim sadece birkaçımızın düşüncesidir, topluluğu bağlamaz.

3- Haftanın belirli bir günü ve saati toplantı günü olarak belirlenecektir. Bu günü Çarşamba olarak belirlemiştik fakat bazı hıyarların işi çıktığından, yine alınacak ortaklaşa bir kararla yeni bir gün belirlenecektir. (Not: O hıyar benim)

4- Buluşma mekanı olarak sabit bir yer belirlenene kadar değişik mekanlarda buluşulacaktır. Bu mekanlar buluşma gününden önce katılımcılara ayrıca duyurulacaktır. İleride kendimize özel bir yer tutma fikri, önceki buluşmalarda beğeni ile karşılanmıştır.

5- Bu birlikteliğin startını Ankara’dan vermiş olsak da, diğer illerden de benzer çalışmalar beklemekteyiz. Bu çalışmaları yapabilecek irtibat halinde olduğumuz arkadaşlarımız mevcut. Bunun için diğer illerdeki arkadaşlarımızı çalışmalarımız ve toplantılarımız hakkında bilgilendireceğiz.

6- Gerek işi dolayısı ile toplantıya katılamayan, gerek gelmek istemeyen fakat merak eden, gerekse de şehir dışındaki arkadaşlarımız için toplantı içeriklerini paylaşmak için ilk etapta bir facebook sayfası, ilerleyen zamanlarda ise bir internet sitesi açılacaktır. Her toplantıda konuşulanlar internet aracılığı ile diğer arkadaşlarımıza duyurulacaktır.

7- Toplantıların amacı, dayanışma adına birlikte hareket edebileceğimizi önce kendimize sonra da diğer meslektaşlara gösterebilmektir. Açıkçası bizlere haftanın bir günü birkaç saat meslek adına hiçbir şey konuşmasak da “sadece görüşmek” bile yetecektir.

8- Toplantılarımızda, günlük yaşamsal sorunlarımızı, gün içinde yaşadığımız mesleki sorunlarımızı, daha önce karşılaşılmamış bir durumu, sıklıkla karşımıza gelebilecek soruları konuşup tartışacağız.

9- Topluluk üyeleri tarafından belirlenen konuları birlikte irdeleyerek, ben böyle yaptım oldu mantığından sıyrılıp olması gerektiği şekliyle yapmaya çalışacağız ve grup çalışmalarına önemle yer vereceğiz.

10- Hali hazırdaki mevzuatı ve mevzuatta meydana gelen değişiklikleri birlikte irdeleyip, gerekirse akademisyen ve konumuzla alakalı diğer meslek erbaplarıyla (Avukatlar gibi) konular hakkında bilgi alışverişinde bulunacağız.

11- Mesleğimiz ile alakalı olan diğer işlerde nasıl çalışabiliriz bunun üzerinde de özellikle duracağız. Özellikle denetim mevzusu bunun ilk ayağı olacak.

12- Topluluk üyelerinin (paylaşması durumunda) gerek özel sorunları gerekse mesleki anlamdaki sorunlarının çözüme kavuşturulması için fikir alışverişlerinde bulunacağız. Örneğin yeni bir işyeri açan meslektaşa nasıl yardım edebiliriz veya iş arayan bir meslektaşımıza nasıl bir yer bulabiliriz gibi.

13- Mesleki sorunların düzelebilmesi için sadece sorunları konuşmakla yetinmeyip çözüm üretmeye çalışacağız. Bunun için odamıza önerilerimizi sunup, gerektiğinde odamız ile koordineli olarak çalışacağız. Tabi odamız da bunu isterse.

14- Stajyer arkadaşlarımıza özel önem vereceğiz. İleride toplantı için tutulacak mekanda stajyer ve adaylarına girecekleri sınavlarda yardımcı olmak adına gönüllü arkadaşlarımız tarafından sınava yönelik yardımlarda bulunulacak. Sınavlara yönelik materyaller sağlanacak, tecrübeli arkadaşlar sınavlarla ilgili tecrübelerini paylaşacaklar. Tutulan mekanın bir odası gerekirse derslik olarak ayarlanacak ve sınava yönelik çalışmalar bu derslikte yapılacak. Kurs ücretlerinin başını alıp gittiği ve bu arkadaşlarımızı zorladığı şu günlerde ceplerinden para çıkmamasını sağlamaya çalışacağız.

15- Bir veya birkaç kişi sınavlardan önce yapılan bilgilendirme toplantılarını ve varsa kursa giden arkadaşlardan alabileceği bilgileri takip edecek ve bunları herkesle paylaşacağız.

16- Topluluk üyeleri olarak sosyal, kültürel etkinliklerde bulunacağız. Geziler düzenleyeceğiz, tiyatro ve sinema etkinliklerine katılacağız, basketbol maçına gideceğiz, futbol maçı yapacağız. Hatta kendi aramızda altın günü yapıp kısır bile yiyeceğiz.

17- Samimi olacağız, kendimize inanacağız, zorluklar karşısında yılmayacağız, sayımız 5 kişi bile olsa devam edeceğiz. Motivasyonumuzu asla ama asla kaybetmeyeceğiz. Bir şeylerin değişebileceğini ve dayanışma içinde olabileceğimizi herkese göstereceğiz. BAŞARACAĞIZ…


Not: Bu benim buluşmamızda (yani 30/12/09 Çarşamba günü) söyleyeceklerimin yazılı halidir. O zamana kadar burada yazılanlara benim tarafımdan ilaveler olabilir. Diğer arkadaşlarımızın da fikir ve önerileri ile bu metin daha oturaklı bir hale getirilecektir. Metnin tüm üyelerce kararlaştırılmış tam hali, oluşturulacak facebook sayfasında herkese duyurulacaktır.

Bunu buradan yazmamın diğer bir sebebi de, oldu ya çarşamba günü ilk defa bir arkadaşımız geldi, konu hakkında fikir sahibi olması içindir. Belki birkaçı da düşüncelerimizi okuyacak, hoşuna gidecek ve çarşamba günü o da aramızda olacaktır.


Bugün sensizliğin sesini fısıldadı rüzgar,

Usulca dokundu yüreğime sustu!!

Seni görmeyi rüyalara bıraktım,

Uykuya daldım.

En güzel yerinde buluşuruz diye...

h.v.ç. - ??.11.2009



Rahmetli Zeki MÜREN ne güzel söylemiş "rüyalarda buluşuruz" diye. Şarkıyı dinlemek isteyen aşağıdaki linke tıklasın. Bana diyorlar ki, neden içiyosun?

Tamam bende istemiyorum ama;

Bende bu ruh hali,
Aklımdan silemediğim düşünceler,
Zeki MÜREN'de bu ses,
Bi de böyle güzel şarkılar varken;

Nasıl içmeyeyim?

Şarkı için tıklayınız.
http://www.dailymotion.com/video/x9nqxz_zeki-muren-ruyalarda-buluyuruz_creation

Romance


İlişkiler "roman" dı önceleri.

Sonra "hikaye" oldu.

Sonra "kısa öykü"

Artık "özet"

Özetin özeti hatta.

Birer kelimelik üç bölüm... Tanışma, sevişme, ayrılma.

Pakize SUDA / 24.12.2009

Benimkiler ise fragman tadında, yani sadece fikir edinebiliyosun. Merak ediyosun ama merak ettiğinle kalıyosun.

Oysa ben hep "roman" tadında bir aşk yaşamak istemiştim.

Dileyemedim Seni



Sensizlik bilir misin ne acı
Yokluğun hep içimi acıtır
Gittin ya, fırtınalar kopuyor içimde
Bir daha sevmekle hata mı yaptım

Güzelliğinin tarifi yoktu
Ben seni Ay'a benzettim,
Her halini sevdim senin.

Yıldızlar kıskandı sevmemi seni
Dilek tutmayım diye kaymadılar hiç
Dileyemedim seni, isteyemedim.

h.v.ç.
19/12/2009 - 01:35



Forumlarda bir defter tasdik ücreti tartışmasıdır gidiyor. Bu tartışmaları okurken arkadaşlarımızın farklı illerden aktardıkları defter tasdik tarifelerini gördüm ve farklı illerden gelen bu bilgilendirmeler bana radyoda futbol maçı dinliyormuşum hissini verdi. Aslında sorunlar büyük ama ben bu sorunlara değinmek istemiyorum çünkü zaten bu sorunlar herkesçe biliniyor. Bunu tuzum kuru olduğu için falan söylemiyorum yanlış anlaşılmasın. Tamam defter tasdikinden paranın A.Q ama olsun ben yine de başka bir pencereden bakacağım olaya. :)))

Defter tasdik ücreti hakkındaki bilgilendirmeler bana radyodan maç dinliyorum hissini verdi dedim ya hani, aslında bizim defter tasdik ücretleri konusu da bana göre futbol maçından farksız. Agresif olan, inanan ve inatla mücadele edenler bir şekilde bu defter tasdik ücretlerini alıyorlar. Bunlar genelde üç büyükler diye tabir edilen gruba giriyorlar. Yani bu işin eskileri, bir başka ifadeyle kaşarları, en doğru ifadeyle ise üstatlarımız. Bunlar ellerindeki maddi gücün ve geniş müşteri portföyünün de etkisiyle kendisine sorun yaratan ve istediği defter tasdik ücretini vermeyen mükellefini kadro dışı bırakma inisiyatifine sahipler. Haliyle bu inisiyatif üç büyüklere istedikleri defter tasdik ücretini alma serbestisini de beraberinde getiriyor.

Oysa bir de Anadolu takımları var. Kontradan gol bulma çabası içinde olanlar, bir duran top olsa da gol pozisyonu bulsak diye bekleyenler. Bunlar maalesef üç büyükler kadar şanslı değiller. Çünkü ne maddi durumları ne de müşteri portföyleri üç büyükler kadar güçlü değil. Haliyle kendisine sorun yaratan ve istediği defter tasdik ücretini vermeyen mükelleflerini üç büyükler gibi kadro dışı bırakamıyorlar. Üç büyüklerin aksine, odaların belirlediği fiyatları uygulamak yerine mükellefleriyle orta yolu bulunmuş sözde makul ücretlere anlaşıyorlar. Belki de hoş olmayan diyaloglar da yaşanıyor aralarında bu sıkı pazarlıklar içerisinde ama maalesef köprü, ayı ve dayı misalinde olduğu gibi ya sabır diyerek içine atıyor çoğu zaman Anadolu takımları denilen grup bu tartışmada yaşanan tatsız durumları.

Peki böyle olunca ne oluyor. Deniyor ki üç büyükler tarafından, olmaz kardeşim Anadolu takımları hep defans ağırlıklı oynuyor, futbolu çirkinleştiriyorlar. Yani bizim anlayacağımız şekliyle söylersek, bu Anadolu takımları fiyatları düşürüyorlar, haksız rekabet yapıyorlar ve kendi değerlerini düşürüyorlar gibi kimine göre haklı, kimine göre haksız kısır tartışmaların olmasına sebep veriyorlar. Ama bilmiyorlar ki sorun esasında adaletsiz gelir dağılımından kaynaklanıyor. Aslında bal gibi biliyorlar da kendi durumlarının tartışmaya açılmasından korkuyorlar belki de.

Yani bana göre tıpkı futbol da olduğu gibi üzerinde bir türlü mutabakata varılamamış defter tasdik ücretlerindeki tartışmanın ana sebebi de adaletsiz gelir dağılımından kaynaklanmakta. Anadolu takımlarının attığı buz gibi goller ofsayt diye kesilip, 3 büyükler kollanmaya devam ettikçe ve durumun düzeltilmesi için çalışmalar yapmak adına girişimlerde bulunulmazsa bu tartışmalar asla bitmez. Sonuç olarak bir grup insan, defter tasdikinin kaldırılmasını bile isteyecek aşamaya gelmişse ve başka bir grup insan da böyle bir isteğin ne kadar saçma bir istek olduğunu söylüyorsa ortada ciddi bir sorun var demektir.

Son olarak biraz karamsarca ve biraz da klasik olacak biliyorum ama diyeceğim şudur;

Ne Türk futbolu düzelir, ne de bizim çözüm bulmayı bekleyen sorunlarımız…



Başlığın anlamı unutamamak hastalığının literatürdeki karşılığı, götümden uydurmadım yani. Hatta inanmayanlar için kısa bir açıklamasını da yapayım kelimelerin anlamları hakkında. Şimdi timesis yunanca hatırlamak anlamına geliyor. Hiper ise normalin epey üzerinde anlamında kullanılıyor. Yani normalin üzerinde hatırlama sendromu, bir başka ifade ile unutamama sendromu.

Nerden buldu seni bu rahatsızlık derseniz, bilmiyorum. Zaten bu hastalığın ortaya çıkışına manyak bir kadın sebep olmuş. Kadın yaşadığı her şeyi hatırlıyormuş. Ne yediğini, kaçta kalktığını, nereye gittiğini, kaç kere tuvalete girdiğini, ne boklar yediğini, her şeyi işte…

Şöyle bir düşündüm bende yaşadıklarımı, tarihleri, insanları, isimleri, sevdiklerimi, sevmediklerimi ve bunun gibi birkaç şeyi de çok zor unutuyorum. Tabi bu hastalık seviyesinde değil bana göre.

Yaşadıklarım;

Birebir hatırlayamasam da, yaşadıklarımı unutamıyorum bir türlü. O an duyduğum mutluluğu, hüznü, sevinci, kızgınlığı, hayal kırıklığını, ümitlenmeyi, nefret etmeyi, üşümeyi, ısınmayı, çiğ köftenin içindeki nane tadını, çiçekçinin önünden geçerken diğerlerinden ayırabildiğim gül kokusunu, herkesten farklı gelen içime huzur veren onun kokusunu bir türlü unutamıyorum.

Tarihler;

Kendi doğum günümü şüpheli de olsa unutmuyorum haliyle. Sonra arkadaşlarımın doğum günlerini de yaşadığım gün çok hareketli değilse eğer unutmuyorum. Faturalarımın son günlerini de unutmuyorum. Birine borcum varsa ödeyeceğim günü de öyle. Birinden alacağım varsa unutuyorum ama. Sonra bazı tarihler var hayatımda birileriyle tanıştığım, birilerinden ayrıldığım, bir şeylere başladığım, bir şeyleri sonlandırdığım ve birilerine yanlış bir şeyler söylediğim tarihler. Bunları da unutamıyorum bir türlü, hatırladığım tarihlerin hepsi, (doğum günü olanlarını saymazsak) hep beni üzen ve kendi kendime kızgınlık duymama neden olan tarihler oluyor. Ne zaman beni gerçekten mutlu edecek bir tarih hatırlayabileceğim diye hep düşünüyorum.

İnsanları;

Bazıları vardır insanları çabuk unutur gerçekten. Bu hem gerçek anlamda hem de mecazi anlam da böyledir maalesef. Mesela birisi bir başkasından fayda görememeye başlarsa karşısındaki insanı bir çırpıda silebilir. Hayat bazıları için insanların ona sağladığı faydalar üzerine kuruludur. İş hayatında, dost dediğin insanlar arasında, sevgili dediğin insanlar da, hatta bazen ailende bile bu davranışlara sahip olan insanları görebilirsin. Bense unutamıyorum kimseyi, birisine yakınlık gösterirken ondan bir fayda beklemek en son aklıma gelen şey. Belki de başkasından fayda görme üzerine bir hayat yaşamadığımdandır insanları unutamamamın sebebi. Tabi ki insanların hayatında özel insanlar vardır. Bunları unutamamak demek illaki bir hastalığın belirtisi anlamına gelmez. Onunla yaşadığın dakikalar anı anına gözlerinin önünde canlanır o her aklına gelişinde. İşte benim sorunum burada başlıyor, bu özel insanın her an aklımda olması. Benim için hayatımın dönüm noktası olarak gördüğüm bir zamanda böyle bir şey ile karşılaşmak daha da kötü. Kendimi işime verememek, yaptığım bir sürü plana, programa uyamamak, her an belki onu bir yerler de görürüm diye düşünmek, çalan her telefona acaba o mu diye bakmak, onsuz geçen günlere lanet okuyup, onsuz geçecek bir gün daha yaşamamak için sabah olmasını istememek. Kısacası onu her anında unutamamak. Zamanla geçer diyenlere heee haklısın deyip, ardından içinden has siktir ben beni tanımıyom mu sanki demek. En kötüsü kendime unuttun olum işte bak geçti deyip, ardından duyduğum içli bir şarkıda onu hatırlamak. Daha kötüsü onu unutmayı; istemeye istemeye de olsa içkilerde, sarhoşluk veren maddelerde aramak. Onu unutmak için hep birileriyle konuşmak, gereksiz yere geyik yapıp boş boş gülmek. Birisi bana bir şeyler sorsun da kafam onu düşünmek yerine başka şeylerle meşgul olsun diye istemek. Belki de en kötüsü ve belki de bana göre hastalığın başladığı yer, onu unutmayı gerçekten istememe rağmen, unutamamak.


Sevdiklerimi, sevmediklerimi;

İnsan sevdiğini unutur da, sevmediğini biraz zor unutur. Bense ikisini de asla unutmam. Bir kere benim birisini sevmediğim çok ender görülmüştür. Bütün insanlara aynı samimi duygularla yaklaşmaya çalışmışımdır çünkü. Eğer birisini sevmediysem o kişi gerçekten sevilmeyi hak etmiyordur ve ben o insanı asla unutmam. Sevdiklerimse gözümde bir gülümseme olmuştur hep. Ne zaman sevdiğim birini görsem hemen gülümserim, gülerim. Bana hep ne çok gülüyosun olum sen derler. Galiba çevremde hep kendisine sevgi duyduğum insanlar var. Hep gülmemin sebebi de bu olsa gerek. Yalnız gülmediğim bir an var, o da yalnız kaldığım zamanlar. Yalnız kaldığımda gülemiyorum bir türlü, galiba kendimi sevmiyorum. Öyle ya madem sevdiklerimi gördüğümde gülüyorum ve yalnız başıma olduğumda gülemiyorum bu kendimi sevmediğim anlamına gelmez mi? Akşamları beni eve kadar bırakan o köpek yanıma geldiğinde de gülüyorum. Çünkü ben o köpeği de seviyorum. Ve galiba kendime köpek kadar değer vermiyorum…


Nasıl mıyım?

Bunu soran kim? Soranların hepsi bilmiyor tabi halimi, bir kişi bildiğini zannediyor sadece. Oysa bu sorunun cevabını tek bilen kalbim. Dikkat edin bakın beynim demiyorum, kalbim. Çünkü beyin işlevini yitiriyor içinde bulunduğum ruh hali içerisinde. Kalp beynin işlevini durduruyor ve nasıl olurda yaparım diyebileceğim şeyleri bile yaptırabiliyor. Burada nasıl olduğum, ne olduğum vb. şeyler yazıyor ama bunları görmek için biraz kafanızı kullanmanız gerekecek. Bakalım kim kral çıplak diyebilecek. Kral çıplak diyen anlamıştır beni.


Öncelikle kimim?

Bazen hasan bazen volkan'ım. Bazen ikisi bir aradayım. Hasan fırlama olanı, volkan mantıklı olan ama ben Hasan'ı seviyorum. Sıcak bir temmuz gününde annemin büyük çabalarına rağmen gelmişim dünyaya. Yaşım 28, fakat beyin yaşım 8, kalbimse hala 16 sında. Çocuk gibi inanıyorum her şeye hala, sorgulamayı beceremiyorum, sevmiyorum da zaten ve içimde yaşattığım sevgiler ilk aşkını yaşayan bir gencin duyguları gibi saf, samimi, temiz, karşılıksız ve beynin önüne geçecek türden oluyor her zaman.

Sıcakta doğmama rağmen soğuğu severim nedense. Soğuk beni kendime getirir, sararmış yaprakları dallardan düşerken izlemek zevk verir bana. Sonra o kuru yaprağın üstüne usulca basıp çıkardığı o sesi dinlemek güzeldir. Belki de bir daha kesinlikle yeşeremeyeceğini bildiğimden büyük bir zevkle basarım o kuru yaprakların üstüne. Çünkü çiçekleri çok severim ben, gülü çok severim mesela sonra fesleğeni ve son zamanlarda da özellikle kaktüsü. Çünkü bu üç çiçek de tepki verir bana göre insana. Güle karşı kibar olmalısın eğer kabalaşırsan karşılığını verir canını yakar dikenini batırıverir. Fesleğene elini değdiğinde koku verir. Bunu belki dokunmana sevindiği için yada sevinmediği için bir tepki olarak yapar. Son olarak da kaktüs. Zararsızdır, garibandır belki de, kendimi nedense kaktüslere benzetirim. Hiçbir şey istemez ama hep verir. Ne verir biliyor musunuz? Kaktüs içinde bulunduğunuz ortamın radyasyonunu çeker. Bunun sonucunda ölecektir, kuruyacaktır ama yine de yapar bu işlevini. Zavallı kaktüs kimler için feda ediyorsun kendini öyle.

Sonra geceyi severim ben, güneşle pek aram yoktur. Gecenin karanlığında Ay'ı izlemek, yıldızlara bakmak ve bir tanesi kaysında dilek tutayım diye beklemek güzel şeydir bana göre. Hep hayırlısını dilerim Allah'tan. Dileklerim hep hayırsızca olacak ki hiçbiri gerçekleşmedi şu ana kadar. Bunda da vardır bir hayır deyip bekliyorum ama sanırım burada bir gariplik var. Acaba hayırlar mı karıştı, acaba hayırlısını ver derken evetin karşıtı olan "hayır" anlamında mı bir hayır zannedildi bilemiyorum ama eğer öyleyse lütfen Allah'ım iyilik güzellik anlamında olan hayırdan istiyorum ben. O çelişkiyi düzeltmek istedim.

Sonra bana sorarsanız iyi bir insanım işte, zararsızım, biraz salağım, yalnızlığı nedense severim, kimseyi üzmek istemem, kolay kolay kızmam, küstümü barışmam ama, hep gülerim, yanlış anlarım sonra üzülürüm, hep beklerim, ya gelirse derim, acı çekmeyi severim sanki, içki içerim sonra ağlarım, bırakmak isterim, bırakırım sonra kötü bi olay yaşasam yine başlarım, herkesin düşüncesini önemserim ama kendi bildiğimi yaparım, dinlemeyi severim sonra, konuşmayı daha çok severim ama, şiir yazarım sonra kalbim titrediyse sevdiysem eğer ve bir ilham perim varsa.
Kendimi diğer insanlardan farklı görürüm her nedense. Halbuki öyle değildir; aynı bokun lacivertiyimdir bende işte. Bu kadar yazmama bile gerek yoktu aslında, cevap bu. Kimim ben? Kim olacaksın salak; "aynı bokun lacivertisin işte"


Peki Nasılım?

Ara sıra futbol oynayan ve seven biri olarak; bacak arasından gol yemiş kaleci gibiyim, sağından atıp solundan geçilmiş sağ açık gibiyim, ofsaytı bozan defans oyuncusu gibiyim, penaltı kaçıran golcü gibiyim, dünya kupasına gidemeyen fatih terim gibiyim, gs'ye yenilmiş fb taraftarı gibiyim.

Ehliyetimi dokuz senedir emniyetten almamış olsam da, hatalı sollama yapan sürücü gibiyim, kırmızı ışıkta geçmiş gibiyim, üzerine su sıçratılmış yaya gibiyim, trafikte burnunu karıştırırken yakalanan şoför gibiyim, kaza yapıp 3 takla atmış sağ kurtulup psikolojisi bozulan kazazede gibiyim. Frene basması gerekirken gaza basmış biri gibiyim.

Hayatında hep sınavlarla, kurslarla uğraşan biri olarak; sınavdan kalmış gibiyim, kopya çekerken yakalanmış gibiyim, tüm sınıfın önünde hocadan dayak yemiş gibiyim, eve haber vermeden okulu asmış gibiyim, ilk defa bıyıklarımı kesip çok utandığım o okul günündeki gibiyim, servisi kaçırıp parası olmadığından yayan gitmek zorunda olan öğrenci gibiyim, tuvalette 10 kişi bir sigarayı içerken yakalanmış gibiyim, heyecandan bildiğin soruyu yapamamış gibiyim, tek yanlışı bütün doğrularını götürmüş biri gibiyim.

Askerliğini yapmış biri olarak, askerliğin o ilk kötü günlerindeki gibiyim, içtimalarda çök kalk yapar gibiyim, gece gıcıklığına kaldırılmış acemi bir er gibiyim, sisli bir gecede ceza nöbeti tutar gibiyim, geceleyin nöbette tek başına korkudan boşluğa dur kimdir o der gibiyim, benim yüzümden tüm tabura ceza verilmiş gibiyim, çarşı izni iptal edilmiş gibiyim, çarşıdan alkollü dönünce alkollü olduğu anlaşılmış gibiyim, İstanbul’da gibiyim, sevdiğinden haber bekleyen bir asker gibiyim, hasretlik çeker gibiyim, askerdeyken sevdiği tarafından terkedilmiş biri gibiyim, gece 2-4 nöbetinde yıldızlara bakıp hayal eder gibiyim, acaba dönünce beni sever mi diyen biri gibiyim.

Bir muhasebeci olarak; hiç kapanmayan cari açık gibiyim, defterleri incelemeye alınmış biri gibiyim, hesapları tutturmak için bir kuruşu bile arayanlar gibiyim, yevmiye defter sayısı yetmemiş biri gibiyim, bilgisayarı çalınmış, programı çökmüş biri gibiyim, kasası ters bakiye veren biri gibiyim, bilançosu tutmayan biri gibiyim, yüksek miktarda ceza yemiş biri gibiyim.

Her zaman umutsuz olan bir aşık olarak, reddedilmiş istenmeyen biri gibiyim, onca kalabalığın ortasında yalnız gibiyim, hep iyi olan ama artık iyi olmak istemeyen biri gibiyim, artık sadece arkadaş olarak sevilmek istemeyen biri gibiyim, sevdiğine yazdığı şiirleri sevdiğinin anlamadığı biri gibiyim, ya fikrini değiştirirse diye bekleyen biri gibiyim, hep sevmiş ama hiç sevilmemiş biri gibiyim, sevdiğinin üzülmesini istemeyen biri gibiyim, kendi üzüntüsünü belli etmemek için rol yapan biri gibiyim, ağlamaktan ciğerleri çıkmış biri gibiyim, yüreği cayır cayır yanan biri gibiyim, onca hengamenin arasında bile aklından sevdiği çıkmayan biri gibiyim, sevdiği ile vedalaşan biri gibiyim, birisi onu sevmeyince olmayınca eski haline dönmek için çabalayan biri gibiyim, kendisine acı çektirmeyi seven biri gibiyim, yaptığının yanlış olduğunu anlayınca pişman olmuş biri gibiyim, karşısındaki tarafından yanlış anlaşılmış biri gibiyim, düzeltmek için çaba sarf etmek isteyen biri gibiyim, düzelmezse aşk acısından daha çok acı çekecek biri gibiyim. Hiç olmazsa eski haline dönsün diye dua eden biri gibiyim.

Galiba bende tüm insanlar gibiyim...

Unfortunatly, I am not be different...

Ninni



Merak etme, gecenin karanlığı gözlerinin güzelliğini gölgeleyemez,

Uyu derim;

Uyu ki, sabaha gözlerinin güzelliği güneşi kıskandırmaya devam etsin.

Uyu ki, gözlerinin fer-i karanlıkta aydınlığım, soğukta içimi ısıtan sıcağım olsun.


hvc - 261009- 01:00

1- Staj süresinin 3 yıla çıkarılmasının amacı nedir?

2- SM'lerin SMMM yapılmasının amacı nedir?

Staj süresinin 3 yıla çıkmasının amacı kurum yetkililerine göre kaliteyi artırmaktı. Bizlerin bir çoğuna göre ise doyum noktasına ulaşan meslektaş sayısının önüne geçilmesi ve pastadaki payın bölünmemesi idi.

SM'lerin SMMM yapılmasının amacı kurum yetkililerine göre AB müktesabatına uyumu sağlamaktı. Bizlerin bu konudaki fikirleri çeşitlilik arz ediyor.

Peki bizler ne yapalım? Tamam bunu bir milat olarak görelim ve herşeyin daha güzel olacağını düşünerek işlerimize devam edelim. Fakat bir milat varsa bundan sonraki gelişmelerin daha güzel olması gerekmez mi?

Acaba değerli yönetici büyüklerimiz hep konuşulan sadece muhasebe üzerine eğitim veren bir "muhasebe fakültesi" açılması için her hangi bir çalışma içindeler mi? Nalan AKDOĞAN hoca böyle bir üniversitenin şart olduğunu ve Türmob'un da böyle bir üniversite kurulması için alttan alttan çalışmalar yaptığını söylemişti. Acaba Türmob çok mu altta kaldı, çünkü hala bir ses yok.

Tamam muhasebe fakültesi olayını geçelim, yapılması zor ve zaman alacağı aşikar. Peki 3 yıl boyunca staj yaptırılan meslek mensubu adaylarının durumları ne alemde? Bu stajyerler kimlerin yanında ve nasıl staj yapıyorlar? Mesleğin kalitesini artıracak olan meslek mensubu adaylarının işverenleri olan hali hazırdaki meslek mensuplarının kalitesi, mesleğin geleceği olarak görünen gençleri eğitmek için yeterli mi? Elbette profesyonel olarak çalışan ve yanındaki elemanında iyi yetişmesini sağlayanlar var. Fakat lütfen hali hazırdaki meslek mensuplarının durumlarını düşünerek bu soruma cevap verin.

Peki eğitimden sorumlu olan TESMER'in durumu nasıl? Bir çoğumuza göre sadece para tuzağı olarak görünen 6 adet CD göndererek ve adayların bunlara çalışarak eğitim alabileceğini sanmak normal mi? Eğer normal görüyorlar ve başka birşey yapmıyorlar ise (ki normal görüyorlar ve hiçbir şey yapmıyorlar) staj sürecinin, staj süresi boyunca cd'ler ile verilen eğitimin ve sonrasındaki yeterlilik sınavının sadece birer angarya olduğu iyice gözler önüne serilmiş olmuyor mu?

Elimizden bir şey gelmediği için ve herşeyin daha güzel olacağını düşünerek bu iki uygulamayı da milat kabul ettik. Hiç değilse bundan sonra mesleğe gerçekten saygınlık katacak çalışmalar yapılsın. Benim uzun süredir mesleğin değerini artıracağını düşündüğüm bazı fikirlerim var.

1-) Hali Hazırdaki Meslek Mensupları İçin Yapılabilecekler :

Hali hazırdaki meslek mensupları yılın belli dönemlerinde zorunlu eğitime tabi tutulsun. Eğitim deyince bazıları alınganlık gösterebilir, biz buna en iyisi zorunlu kendini yenileme diyelim. Örneğin; her meslek mensubunun yıl boyunca tamamlaması gereken bir kredisi olsun. Atıyorum sosyal güvenlik konulu bir seminere katıldığında bu kredinin bir kısmını tamamlamış olsun. Bu ve bunun gibi seminer, panel ve eğitimlere katılarak bu kredilerin tamamlanması sağlansın. Krediyi tamamlayamanların, kredi tamamlama sınavlarına girmesi sağlansın.

Şimdi duyar gibiyim bunca işin arasında nasıl vakit bulacağız da gideceğiz diyenler oluyordur. Eğer zorunlu olursa merak etmeyin mutlaka zaman bulunur. Üstelik gerçekten mesleğin kalitesini ve hakettiği değeri görmesini isteyen her meslek mensubu bunu seve seve kabul edecektir.

2-) Meslek Mensubu Adayları İçin Yapılabilecekler :

Öncelikli hedef TÜRMOB'un bir üniversite kurması olmalıdır. Yukarıda da dediğim gibi bu zor ve zaman alacak bir çalışmadır. Bunun yerine artık TESMER şu Cd gönderme olayını bırakmalıdır ve yüz yüze eğitime geçmelidir. Nasıl ki şu anda SM'lere SMMM olabilmeleri için odalarda, 1 hafta teorik, 1 hafta pratik eğitim verilecekse; stajyerlere de bağlı oldukları odalarda staj süreleri boyunca belirli periyodlar ile bu eğitimlerin verilebilmesi sağlanmalıdır. Yanlız bu eğitimler verilirken zaten çok cüzi ücretler alan stajyerlerin, bir de bu eğitimlerle maddi yönden sıkıntı çekmemeleri sağlanmalıdır.

Stajyerlerin diğer sorunlarına da en az meslek mensuplarının sorunlarına gösterildiği kadar alaka gösterilmelidir. Aslında bu çıkan yönerge ile stajyerlerin bir sorununa kısmen de olsa çözüm bulunmuştur. Bir SM'nin yanında çalışan stajyer arkadaşımız, staja başlama sınavını kazandıktan sonra bundan böyle artık staj yapmak için bir SMMM aramayacak; çünkü kendi işvereni de SMMM olmuş olacak. Haliyle naylon stajın bir nebze de olsa önüne geçilmiş olacak.

Sonuç :

Stajın üç yıla çıkması ve SM'lerin SMMM olması uygulamaları bana göre yukarıdaki gibi ciddi uygulamalar yapılmadan ben çıkardım, uyguladım ve bitti mantığı ile yapılırsa; bizlerin bu tartışmaları asla son bulmaz ve diğer insanların gözündeki değerimiz de iyice azalır. Eğer gerçekten kalite arayan ve isteyen varsa; 1989 yılının kötü hatıralarını silmek, şimdiki uygulamaların makul olarak görünmesini sağlamak ve mesleğin değerini artırmak için çalışmalar yapmalıdır. Unutmayalım; çalışma yapacak TÜRMOB'dur. Çalışma yapmasını sağlayacaklar ise bizler ve bizlerin bu konuda göstereceği iradedir. Kendi kendimize konuşur, kendi kendimizi yersek ve susarsak hiçbir şeyin düzelmeyeceği aşikardır.

Saygılarımla,
SMMM Hasan Volkan ÇEVİK

1- Şirket yada büro bir şekilde bu mesleği bir şekilde yapacağız. Mühim olan bu mesleği yaparken bazı değerlerimizi yitirmemek olmalı.

2- Mevcut yöneticilerin zihniyetinde olan insanların gelecekte bizi yönetmemeleri için çalışmalar yapmak ve gerçekten meslek için çalışacakların yönetici olmalarını sağlayacak çalışmalar yapmak.

3- Meslektaşların birlikte hareket edip tek bir vücut olabilmeleri için mesleki birliktelik bilincini yerleştirebilecek çalışmalar yapmak. Artık meslektaşlar kendi bindiği dalı kesmemeli aksine birleşip sorunlarını tıpkı başka meslek örgütleri gibi toplu bir şekilde hareket ederek çözmelidir.

4- Hep konuşulur; mesleğin geleceği stajyerlerin elinde. Stajyerlerin iyi yetişmesi demek mesleğin kalitesinin artması demekmiş. Peki stajyerler günümüzde geleceğin kalitesini artıracak insanlar olarak mı yoksa sistemin dişlileri arasına atılmış yolunacak kaz gibi mi görünüyorlar? Bu stajyerler kimlerin yanında ve hangi kurumun desteği ile nasıl yetişiyorlar? Bunlara çözüm bulmak.

5- Ankara'da yukarıda saydıklarımı gerçekleştirebilecek ve mevcut yöneticilerin sorunlara karşı duyarlılığını artırmak için yeni bir oluşum kurmayı hedefledik. Ama hemen yanlış anlaşılmasın bu hali hazırdakiler gibi içerisinde siyaset barındıran ve kendi menfaatlerini meslekten önde tutan bir oluşum olmayacak. Bu oluşumun amacı tamamen mesleki birliktelik bilincini artırmak ve mesleğin kalitesini artırmak üzerine olacak.

Eğer bu düşünce gerçeğe dönüşürse sadece Ankara'da kalmaz tüm ülkeye yayılır diye düşünüyorum. Çünkü ben inanıyorum ki meslek mensubu olabilmek için binbir zorluk çekmiş ve buna rağmen hakettiği yerlerde olmayan ve sadece kendini değil mesleğini de iyi yerlere getirmek isteyen insanların sayısı bir hayli fazla.

Ankara'da bazı arkadaşlarla bu konu üzerinde konuştuk. Konuştuğumuz arkadaşların sayısı fazla değildi ama onların söylemlerinden işimizin hiçde kolay olmadığını anladım. Konuşmalarımızdan arkadaşlarımızın şu yanlış düşünceleri taşıdıklarını gördüm;

a-) Mesleğimizin sorunları yokmuş gibi davranma
b-) İlgisizlik ve bu söylenenleri önemsememe
c-) Bunları biz mi yapacağız şeklindeki küçümseyici (en azından kendini) düşünce
d-) Var olan yönetimlere rakip olunacağı şeklindeki tamamen yanlış düşünce
e-) Para kazanalım yada biz yolumuzu çizelim öyle yapalım anlayışı

Mesleğimizin sorunlarını görmezden gelmek bizlerin şikayet etmemesini gerektirir, ilgisizlik ve önemsememe herkesin halinden memnun olduğunu ve yine şikayet edilmemesini gerektirir, bu sorunları bizlerin çözemeyeceğine inanmak kendine olan güvensizliği gösterir. Var olan yönetimlere rakip olmayacağız, sadece birlikte hareket ederek yanlışlıkları söyleyeceğiz ve yanlışların üzerine gitmelerini sağlayacağız. Onurlu bir yaşam sürmek için paraya ihtiyaç yoktur. Amaç sadece kendi refahını artırmak olmamalı, amaç mesleğini de iyi yerlere getirmek olmalıdır. Kaldı ki düşündüklerimizi yapmak için paraya falan da ihtiyaç yoktur. Lazım olan bazı şeyleri değiştirebileceğimize olan inanç ve bunun için bir arada olma iradesini gösterebilmektir.

Benimle aynı düşünceyi taşıyan arkadaşların olduğunu çok iyi biliyorum. Yapmamız gereken sadece bu insanları bir araya toplayabilmek. Bunu nasıl yapabiliriz, bunu tartışmalıyız. Şimdi buradan benimle aynı düşünceleri taşıyan ve (şimdilik) Ankara'da olan arkadaşlardan neler yapabilirizi, hangi yolları izlemeliyizi tartışmak için buluşmaya davet ediyorum.

Olumlu düşünce içinde olanlar bana buradan yada mail yolu ile ulaşırlarsa buluşacağımız günü ve yeri ayarlayabiliriz.

İnşallah bu düşüncelerimi buradan okuyan arkadaşlarda, Ankara'da ki buluştuğumuz arkadaşlarımızın yukarıda 5 madde şeklinde saydığım yanlış düşüncelerini (bana göre) taşımazlar.

İnternet sağlayıcı firma olan Ttnet Nisan/2009 döneminden itibaren kağıt fatura göndermeyecekmiş. Yakında bu uygulamaya telefon faturalarında (ev ve iş) da başlayabilirler.

Küresel ısınma ve iklim değişikliği sorunlarının yoğun bir şekilde konuşulduğu günümüzde kağıt ortamında fatura göndermeyi sona erdirmek gayet güzel bir uygulama. Fakat bu uygulamanın sıklaştığını düşündüğümüzde, biz muhasebecilere yansıması nasıl olacaktır?

Bu kadar iş yoğunluğunun arasında bizler birde, bakalım X müşterimin faturası ne kadarmış diye kontrol etmek zorunda mı kalacağız. Hatta bu faturanın dökümünü müşterimizin yada kendi büromuzdaki yazıcılarımızdan döktürmek zorunda kalacakmıyız? Böyle olursa ağaçları düşündüğümüz için yapılan bu uygulama kendisiyle çelişmez mi?

Kısaca diyeceğim; e-fatura uygulamasına geçen firmalar gerçekten ağaçları mı düşünüyorlar yoksa kendi maliyetlerini azaltmayı mı? Açıkcası büroda gereksiz yere yazdırmak zorunda olduğum evrakları düşününce; bu uygulama bana firmaların kendi maliyetlerini azaltmak için yaptıklarını düşündürüyor.

Madem ki ağaçlarımızı çok düşünüyoruz, bunu devlet politikası olarak her alanda uygulamalıyız diye düşünüyorum.

Not: Talep edilmesi halinde kağıt ortamında fatura gönderimine devam edilecekmiş.

ankara

Derbiyi izle ey millet,
Bok-s/a bak sen
Futbolu izleyip de olma illet...

Bir tarafta "amansızlar", öbür tarafta da "amaaan-sızlar"

Fatih TERİM'in amansızları o kadar amansızlar ki ana, bacı, avrat, kardeşlik vs. hiçbir şey tanımıyorlar. Diğer tarafta milyon dolarlık sözde profesyonel topçular olayları "amaaan koy bi yerine gitsin" edasıyla gırgır yaparak izliyorlar. Aslında bu biz TÜRK'lerin dünya üzerindeki halimizin futbol sahasına yansımış hali.

Bizler Türkiye'de suni gündemlerle birbirimize düşürülürken, yabancı devletler bizleri tıpkı R.Carlos ve Lincoln gibi gülerek ve aşağılayarak izliyorlar. Bizlerle taşşak geçiyorlar...

Sonra çıkıp yetkililer veya yöneticiler üzerimize oynanan oyunlardan ve sözde sabotelerden bahsederek başlıyorlar tıraşa. Ee be yönetici sen adam olsan da bunlara müsaade etmesen, içinde bulunan fertlerin adam gibi olmasını sağlasan, olmayanları cezalandırsan kimse seni bi daha sabote edemese olmaz mı? En azından dışarıya böyle kozlar vermesen, beş para etmez şerefsizleri kendine güldürmesen.

Ama yok bunların bu kargaşalık hali hoşuna gidiyor, bu insanlar bunlardan besleniyor. Sonra başlıyorlar tıraşa. Büyük bir çoğunlukta maalesef bunların taraftarlığını büyük bir hırsla yapıyorlar. Demokrasinin olduğu bir ülkede, çoğunluk böyle diyorsa bize de pek fazla laf düşmez. Bu durumda anca şunu diyebiliriz;

Hayırlı tıraşlar abiler...


Ankara SMMM Odasında sınav hakkında söylenenler şunlar;

1- Meslek Hukuku : Bu dersle ilgili hiçbir şey söylenmedi. Yukarıdaki Ercan hocanın söylediklerine mutlaka bakın.

2- Temel Hukuk : Bu dersle ilgili hiçbir şey söylenmedi. Yukarıdaki Ercan hocanın söylediklerine mutlaka bakın.

3- Finansal Muhasebe : Herkes ne yapıp yapmayacağını az çok biliyordur herhalde. Bilmeyenler yine yukarıda yazılanları ve önceki sınavda söylediklerime bir baksınlar lütfen.

4- Analiz (Bilgi Veren: Orhan Hoca)

Orhan hoca soruların geçtiğimiz sınav tarzında olacağını söyledi. Yani yine oran analizi yapacaksınız. Bütün oranları ezberlemeniz gerekiyor. Ayrıca tanım olarak; finansal tabloların sunuluşu, kavramsal çerçeve ve muhasebe standartlarına da bakılmasını söyledi. Ayrıca tanımların kitabi bir dille yapılmasının faydalı olacağını söyledi.

5- Denetim (Bilgi Veren: Eymen GÜREL)

-Ömer Duman'ın kitabından 189.sayfadaki, denetçi bir hesabı incelerken nelere dikkat eder konusu
- Genel Kabul Görmüş Muhasebe İlkeleri
- Genel Kabul Görmüş Denetim Standarları
- Görüş türleri, standart bir rapor nedir, standart rapordan ayrılmayı gerektiren haller
- Bilanço sonrası olaylar (Şarta bağlı olaylar)
- Önemlilik düzeyleri (Yorum)
- Bağımsızlığı ortadan kaldıran durumlar (Spk tebliğinden de bakınız)
- İç kontrol sistemi ve etkinlik testleri

6- Maliye Muhasebesi (Bilgi Veren: Kadir GÜRDAL)

- Kademeli ve matematiksel dağıtımdan
- Sipariş ve Evre (Safha) Maliyet
- Satışların maliyeti tablosu
- Ortak Ürün (Net satış hasılatı yöntemi)
- Standart maliyet

Ben kendi fikrimi söyleyim; bana göre ortak ürün, standart maliyet veya evre maliyetten mutlaka bir soru gelecektir.

7- Vergi Hukuku (Bilgi Veren : Mustafa DÜNDAR)

- 2 adet hesaplama sorusu gelecektir dedi. Vergi yada ceza hesaplattırırmış.
- VUK: Süreler, tarhiyat, düzeltme, değerleme konularında bakılmasını söyledi
- Ceza kesilmesini gerektiren haller
- 6183 sayılı kanun: Teminat isteme, neler teminat gösterilebilir ve yurt dışı çıkış yasağı
- Vergi güvenlik müesseseleri
- Transfer fiyatlandırılması, örtülü sermaye ve şartları
- Kurumlar vergisi kanunu: Madde 15 ve madde 30'un değişen hali (Tevkifat ve mahsup)
- İş ortaklığı ve iş ortaklığının vergilendirme rejimi (Yasa ile birlikte mutlaka tebliğe de bakılmasını özellikle söyledi. Vergilendirme rejimi tebliğde geçiyormuş)
- Menkul kıymet yatırım ortaklıkları
- Şahıs şirketlerinde kar payı dağıtımı


Vergiden benim tahminlerim ise şöyle;

1- Transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü kazanç dağıtımı

2- Gelir vergisi "toplama" ile ilgili işlem soruları. (İşyeri kira geliri, konut kira geliri ve ücret gelirlerinin toplanması)

3- Güncel sorular da gelebileceğini düşünerek, "bazı varlıkların milli ekonomiye kazandırılması" konusuna da bakmak da fayda vardır.

4- 6183 sayılı kanunun değişen şekli. (Kaçakçılık suçları, yurtdışı çıkış yasağı vs.)


Ercan Hoca'nın ne söylediğini aşağıya aktardığım linklerin herhangi birinden görebirsiniz. Ercan hocanın söyledikleri çok önemlidir ve de söylediklerin çıkma ihtimali çok yüksektir.






Sınava girecek tüm arkadaşlara sonsuz başarılar dilerim. İnşallah herkes emeklerinin karşılığını alabilir.

A-SOSYAL




Umarım başlıktan; gününü gün eden alemden aleme akan bir insana söylenen "aaa ne sosyal bir insan" anlamı çıkartmazsınız. Bahsini edeceğim husus asosyaller yani sosyal hayata karışamayanlar üzerine olacak. Burayı kazara ziyaret edenlerin bile, sadece mavi bir bölümün içine yazılmış Mm harflerini okuyarak bilebileceği gibi burası esasen muhasebe ile ilgili edinimlerin paylaşılmaya çalışıldığı bir blog. Ama ben artık burada da iş ile ilgili konuşmaktan sıkıldım. Hatta belki bakalım bişey eklemişmi şu dallama diye bakanlar varsa, onlarda görüyorlardır ki; uzun bir süredir meslekle ilgili pek de fazla bir bilgiye yer vermiyorum. Bilgiden kastım zannetmeyin ki kendi yazdığım makaleler falan olsun. Bilgiden kastım güncel gelişmelerin ve dikkatimi çeken konuları burada paylaşmaktan ibaret. Daha kendi makalelerimi yazacak aşamaya gelmedim. Aslına bakarsanız aşamanın neresindeyim bilmiyorum ama istesem ve üşenmesem kralını yazarım. Her zaman yaptığım gibi yine kendi g..tümü kaldırmamda üstüme yok. Yine hemen havaya girdim.

Yaptığımız iş muhasebe ve işimiz birçok insanla iletişim içinde olmamızı gerektiren bir meslek. Fakat iletişimde olduğumuz insanlar da yine işimizle alakalı olduğu için kurulan bu iletişiminde aslında bizim bazen, hatta çokca; normal hayatımızda normal insanlar gibi olamamamıza neden oluyor. Bunu biz diye genellemek ne kadar doğru olur bilmiyorum tabi ama ben yine de genelleyeceğim. Bi kere bizlerin işimizin haricinde görüştüğü insan sayısı çok az. Bırak sayının az olmasını zaman yok bu görüşmelerde bulunmak için. Zaman bulup görüşüldüğünde de, hep bir tartma, şüphe duyma psikolojisi mevcut hayatımızda. Duyulan şüphe yanlış anlaşılmasın görüşülen kişiye karşı değil. Geride bırakılmış ve yapılmayı bekleyen bitirilmemiş işler için ya yetiştiremezsem, ya ceza yersem yine bana girecek türünden şüpheler. Bu şüphe mi korku mu? Her ne boksa işte normal olamıyoruz. Adını yanlış söylediğim fakat normal de olmayan davranışlarımızın varlığı esgeçilemez.

Düşünsenize, bir arkadaşınızla nasıl olduysa vakit bulup sinemaya gitmişsiniz; filmdeki kahraman sevdiği kadını elde etmek için herşeyini feda etmeye hazır, son derece romantik bir film ve sizinde ortama ayak uydurup romantik olmanız gerekirken içinizden gelen sesin sürekli sizi dürtmesi sonucu bu değerli dakikalarında içine etmiş oluyorsunuz. Neden değerli? Çünkü; çok değerli zamanınızdan birazını arkadaşınızla geçirmek için ayırabilmişsiniz fakat ambiyansa uyup kız arkadaşınızı öpeceğinize salak gibi yarın yapacağınız işlerinizi düşünüyorsunuz. Aslında kız arkadaşınızı öpme fikri sizde de var. Fakat öyle bir hal almış ki asosyallik, yapılması gereken yerde bu eylem akla gelmiyor yada normal insan davranışlarının aksi davranışlar sergilemenize sebep olabiliyor. Buradan sinemaya gitme amacının aslında yiyişmek olduğu anlamı çıkarılmasın lütfen. Bu bahsedilen normal insan doğasında bulunan gayet insancıl bir davranıştır. İnsan sevgilisini öper.

Bu yazıyı yazmadan aklıma bazı şeyler geldi. Neden sosyalin karşıtı Asosyaldi. Neden metal karşıtı Ametaldi. Yoksa metalin karşıtı değilmiydi o? Neyse okuyanlarında anlamını bilmediğini düşünerek bu metal mevzuunu geçiyorum. Aşağıya bazı karşıt sözcükler yazıp onu muhasebecilere göre yorumlamak istiyorum.

Sosyal / A-Sosyal
Tüm insanların olması gerektiği gibi, bir muhasebeci de sosyal olmalıdır. Ama muhasebecilerin büyük bir çoğunluğu Asosyaldir. Zaten yukarıda anlatmaya çalıştım. Anlayan anlamıştır, o yüzden bunu geçiyorum.

Dam / A-Dam
Buradaki dam'ı sevgili olarak düşünün. İsteyen ev olarak düşünsün. Ne düşünürseniz düşünün serbestsiniz. Muhasebeci bir adamın sevgilisi olmalıdır. Muhasebeci bir adamın geçtiği eğitim ve çalışma temposunu gözümüzün önüne getirirsek rahatlıkla bir ev alacak parası olmalıdır. Ben ya muhasebeci değilim ya da malım. Bilmem anlatabildim mi? Bu devirde, bu yoğun iş temposunda sevgili bulunabilirse helal olsun. Hadi zaman bulup bir sevgili yaptık ve yukarıda dediğim gibi sinemaya gittik. Romantik bir sinema filminin en duygulu sahnesinde sevgilisini öpmeyi akıl edemeyen bir salak ile kim sevgili olarak kalır. Sonra; yaptığı iş hiç değer görmeyen ve bunun karşılığında gerek çok cüzi ücretler alan, gerekse müşterilerinin ödeme planlarında hep son sırada olan zavallı bir muhasebeci nasıl bir ev alabilir? Bu bölümden anlaşılacağı gibi muhasebeciler, özellikle benim gibi mesleğin daha başındaki muhasebeciler A-Dam grubuna giriyor. Yani sevgilisiz ve evsiz; yada siz ne düşündüyseniz.

Man / A-Man
Buradaki Man, adam anlamında kullanılmıştır. Yukarıdaki damdan esinlendim. Kadınlar bunu WO-Man da yapabilir. Ama zaten bahsini edeceğim husus cinsiyet ile ilgili değil. Adamlık cinsiyet gözetmez. Adam olan adamdır. Adam gibi kadında olabilir. Yani doğru dürüst insan anlamında kullanılmıştır buradaki adam sözcüğü, yani MAN sözcüğü. Muhasebeci bir insan, dürüst olmalıdır. Mesleğin gereklerini kimsenin, hatta kendi çıkarını bile düşünmeden yapmalıdır. Ancak böyle onurlu bir yaşam sürdürülebilir, bize böyle öğretildi ve ben böyle bir yaşamı seçtim. Fakat sanki bu yolu seçtiğim için baya bi sıkıntı çekeceğim gibime geliyor. Yani bu bölümde Man grubuna girdiğini düşünüyorum. Eğer ilerde bu yolun çileleri beni bezdirirse o zaman belki A-man grubuna da girebilirim. O zaman şöyle derim "A-maannn koy biyerine gitsin, yemişim adam olmayı ben cüzdanıma bakarım oğlum" İnşallah hayat bana A-man dedirtecek çileler vermezsin. A-min.

Zar / A-Zar
Şimdi arkadaşlar muhasebecilik mesleği biraz şansa dayalı. İyi bir müşteri grubuna denk gelmek size bağlı olduğu gibi ne kadar şanslı olduğunuzla da alakalı. Eğer zarınız dü-şeş gelmiş ve iyi bir müşteri grubunuz oluşmuşsa korkmanıza gerek yok çünkü onların aracılığı ile gelenlerde büyük bir ihtimalle iyi müşteriler olacaktır. Peki ya attığınız zarlar hep, hep-yek geliyorsa. İşte o zaman ayvayı yediniz demektir. Hayat çekilmez olur, hem A-zar grubunun bir üyesi olursunuz, hem de paranızı alamadığınız müşterinizden yada üç kuruş verdiği parayla sizi satın aldığını sanan müşterinizden, onun istekleri bitmeyen bankacısından, vs.'den ve yine parasız olduğunuzdan evinizdeki eşinizden azarlar işitirsiniz. İnşallah attığınız zarlar hep düşeş gelirde siz ilk grubun yani Zar grubunun üyesi olursunuz. Gerçi onunda kötü bir yanı var. O da Nazar. İşleriniz iyi gittiğinden sizi çekemeyenler tarafından nazara gelebilirsiniz. Ama herşeye rağmen siz Zar grubuna girmeye bakın. Varsın nazar değsin, bir nazarlık takarsınız geçer. Daha da olmadı, büronuza bir at nalı almazsam şerefsizim.

Tüm bu eşleşmelerden sonra size göre çoğunluk nasıl?

-İlk bölümde çoğunluk A-Sosyalden yana bundan hiç şüphem yok.

-İkinci bölümde yeni nesilin çoğu için A-dam grubunun fazla olduğu su götürmez bir gerçek. Eskilerin ise Dam grubunda olup buna rağmen çoğunluğunun A-dam grubundakiler gibi yaşadığına ise eminim.

-Üçüncü bölümde bir genelleme yapmak ne kadar doğru olur bilemiyorum ama piyasada muhasebecilere gösterilmeyen saygıdan A-Man grubuna mensup olanların sayılarının fazla olduğu izlenimi doğuyor bende. Umut yeni nesilde ama benim gibi gariban yeni nesilciler nasıl dayanır Man grubunda daha fazla inanın hiç kestiremiyorum.

-Dördüncü bölüm için ise genelleme yapamayız, galiba bu bölüm için harbiden zar atmamız gerekebilir. Çünkü eskilerin elinde gerçekten iyi müşteriler var ve bunların yanında göndermeye kıyamadığı kötü müşterileri de var. Yeni neslin elinde ise iyi müşteri mutlaka vardır ama azdır. Kötü müşteri ise iyilerin kat kat fazlasıdır. İnşallah adil dağılımlar görebiliriz birgün.

Tüm bu yukarıda anlattıklarımdan sonra şımarık bir çocuk yada dırdırcı, kafa ütüleyen bir kadın edasıyla (Bunu lütfen kafanızda canlandırın);

"Yoo efendim ben gayet sosyalim, hem işime hem kendime vakit ayırabiliyorum, sevgilimde var, aynı zamanda adam gibi adamım ve müşterilerimde gayet iyi" diyenler olacaktır elbet. Onlara ilk başta hasss siktir diyorum. Bunu isteyen inanmadığım için söylediğimi, isteyende şaşırdığımı belli etmek için söylediğimi düşünebilir. Elbette böyle arkadaşlarımız vardır ve dilerim bu arkadaşlarımızın sayısı artar fakat ben çoğunluğu oluşturan gruptan bahsediyorum. Çoğunluk olduğunu nerden biliyorsun, saydın mı diyenler var ise; "saydım ulan. Var mı?" :))

Unutmayalım ki, bir kişinin veya ufak bir grubun rahat bir yaşam sürmesi bu mesleğe birşey katmaz. Bizler mesleğimizin hakettiği değeri bulmasını ve yukarıdaki maddelerin hepsinin olumlu yönlerini kendimizde görmek istiyorsak tüm meslek camiasını içine alacak bir refahı sağlamak için çalışmalar yapmalıyız.

İnşallah hepiniz sosyal, damlı, adam gibi ve zarların hep düşeş geldiği bir hayat yaşarsınız.