Kültür-Sanat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kültür-Sanat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Bir hikaye...


Bir minik yalnız çocuktum, dudağımı bükmüş dokunsalar ağlayacak şekilde otururken yanıma geldin. Şefkat dolu bakışlarla tatlı tatlı süzdün beni sonra dayanamayıp iyice yaklaşıp o narin ellerini kafama götürüp uzun saçlarıma dokundun.

Ne oldu sana neden böyle üzgün üzgün oturuyorsun bakalım diye sordun, beni incitmemeye çalışarak. Ben sesindeki tatlılıktan çok etkilendim. Sonra kafamı yukarı kaldırıp o tatlı ve ay gibi güzel yüzünü gördüm, kalbim heyecanla titredi biran. Sonra konuşamayacağımı hissettim ve konuşmaya çalışıp saçmalamaktansa senin o güzel yüzüne bakmayı tercih ettim. Uzun uzun baktım özlemini duyduğum, hayallerimi süsleyen güzeller güzeline. Sonra elini yanağıma götürdün hafifçe okşayıp çeneme kadar devam ettirdin. Konuşsana güzel çocuk dedin bana. Sonra nasıl olduysa gözüm biranda yüzümün yansımasını gördüğüm bir cama takıldı ve bedenimin farklı biri olduğunu gördüm. Hissettiğim çocukluk hissi gerçekti ve ben bir çocuktum. Aslında gerçeği söylemek gerekirse yaşadıklarımı benim olmayan yüzümü görünce hatırladım.

O kaza! Seni benden beni senden alan o vahim kaza. Sana geliyordum hızlı hızlı, sonra nasıl olduysa bilmiyorum ve birden bir şey uçtu üzerime büyük bir şey. En son hissettiğim seni düşünerek kalbimin titremesiydi, seni bekleteceğim için duyduğum üzüntü ve en son gördüğüm gökyüzünde beliren senin yüzündü. Derken sert bir şekilde düştü kafam beton zeminin üstüne. Elimdeki gül savruldu ileri doğru, kokusu hafifçe geldi burnuma sen geldin zannettim ama çeviremedim kafamı kokunun geldiği tarafa. Gömleğimin içine, göğsümün kalbime yakın tarafına koyduğum sarı saman zarfın içindeki, kalbimden geçenleri yazdığım mektup tam da kalbime batıyordu. O feci kazadan sonra hissettiğim tek acı buydu. Kafamdan kanlar akıyor, kollarım ve bacaklarım ve çarpmanın etkisiyle daha başka yerlerimde kırılmışken benim hissettiğim tek acı zarfın kalbime batışıydı. Çünkü kalbimden geçenlerdi onlar, gerçeklerdi; tıpkı benim orada kanlar içinde yatışım gibi.

Sonra bir ambulans sireni acı acı çalarak geldi, kalabalığı zorlanmadan geçtiler. Etraftakilerin konuşmalarını duyuyordum beni sedyeye koyarlarken; “yazık daha da gençmiş” diyordu ablanın biri, sonra amcanın bir tanesi “şu gül bu çocuktan düştü” diyordu. Genç bir çocuk yerdeki kanın bulaştığı kan kırmızısı gülü sağlık görevlisine uzattı ve elimin yanına koydular gülü. Sanki yanımdaydın beni hastaneye götürürlerken kokun geliyordu burnuma, koklamaya doyamadığım o güzel kokun. Sonra görevli abla gömleğimin önünü açtı, kana bulanmış sarı saman zarfı görünce şaşırdı, üstünde yazanı okudu. Ruhum!!! Kafasını iki yana salladı üzülerek; çünkü biliyordu hastaneye yetişmem bile zordu. Sonra birçok defa yürüyerek geçtiğimiz askeri hastanenin önündeki ışıklarda tamda hastaneye girecekken hiçbir şey hissedemez oldum. Hastaneye girdiğimde çok uğraşmışlar benim için ama olmamış döndürememişler beni sana. Sonra aynı anda hastanede olan küçük bir çocuk için gerekli olan kalbi benden almayı düşünmüşler.

Senin için atan kalbim 9 yaşındaki bir çocuğu hayata bağlayacakmış. Sonunda bağladı da işte. Bu dudağını bükerek üzgün üzgün oturan çocuk o çocuk. Hala çok güzelsin hala çok tatlısın ve benim kalbim küçük bir çocukta bile olsa hala senin için atmaya devam ediyor. SENİ ÇOK SEVİYORUM RUHUM…

Korkuyorum


Yağmuru seviyorum diyorsun,
Yağmur yağınca şemsiyeni açıyorsun...
Güneşi seviyorum diyorsun,
Güneş açınca gölgeye kaçıyorsun...
Rüzgarı seviyorum diyorsun,
Rüzgar çıkınca pencereni kapatıyorsun...
İşte, bunun için korkuyorum;
Beni de sevdiğini söylüyorsun...

Shakespeare


Sevgi Üç Türlüdür - Masumi Toyotome

Birincinin adı "Eğer" türü sevgi!.. Belli beklentileri karşılarsak bize verilecek sevgiye bu adı takmış yazar..

Örnekler veriyor: Eğer iyi olursan baban, annen seni sever. Eğer başarılı ve önemli kişi olursan, seni severim. Eğer eş olarak benim beklentilerimi karşılarsan seni severim. Toyotome "En çok rastlanan sevgi türü budur" diyor. Bir şarta bağlı sevgi.. Karşılık bekleyen sevgi.. "Sevenin,istediği birşeyin sağlanması karşılığı olarak vaad edilen bir sevgi türüdür bu" diyor yazar..

- "Nedeni ve şekli bakımından bencildir. Amacı sevgi, karşılığı bir şey kazanmaktır." Yazara göre evliliklerin pek çoğu "Eğer" türü sevgi üzerine kurulduğu için çabuk yıkılıyor. Gençler birbirlerinin o anki gerçek hallerine değil, hayallerindeki abartılmış romantik görüntüsüne aşık oluyor ve beklentilere giriyorlar. Beklentiler gerçekleşmediğinde de, düşkırıklıkları başlıyor. Sevgi giderek nefrete dönüşüyor. En saf olması gereken anne baba sevgisinde bile "Eğer" türüne rastlanıyor.

Yazar bir örnek veriyor. Bir genç Tokyo Üniversitesi giriş sınavlarını kazanarak babasını mutlu etmek için, çok çalışıyor. Okul dışında hazırlama kurslarına da gidiyor. Ama başarılı olamıyor. Babasının yüzüne bakacak hali yok. Üzüntüsünü hafifletmek için bir haftalığına Hakone kaplıcalarına gidiyor. Eve döndüğünde babası öfkeyle "Sınavları kazanamadın. Bir de utanmadan Hakone'ye gittin" diye bağırıyor. Delikanlı "Ama baba, vaktiyle sen de bir ara kendini iyi hissetmediğinde Hakone kaplıcalarına gittiğini anlatmıştın" diyor. Baba daha çok kızarak, delikanlıyı tokatlıyor. Çocuk da intihar ediyor. "Gazeteler intiharın anlık bir sinir krizi sonucu olduğunu söylediler, yanılıyorlardı" diyor yazar..

- "Delikanlı babasının kendisine olan sevgisinin yüksek düzeydeki beklentilerine bağlı olduğunu anlamıştı!.." İnsanlar "Eğer" türü sevginin üstünde bir sevgi arayışı içindeler aslında.. "Bu sevginin varlığını ve nerede aranması gerektiğini bilmek, bu genç adamın yaptığı gibi, yaşamı sürdürmekle, ondan vazgeçmek arasında bir tercih yapmakla karşı karşıya kaldığımızda önemli rol oynayabilir" diyor, Masumi Toyotome.. İlginç değilmi?..

İkinci türe geçiyoruz: "Çünkü" türü sevgi... Toyotome bu tür sevgiyi şöyle tarif ediyor: "Bu tür sevgide kişi, birşey olduğu, birşeye sahip olduğu ya da birşey yaptığı için sevilir. Başka birinin onu sevmesi, sahip olduğu bir niteliğe ya da koşula bağlıdır".

Örnek mi?.. "Seni seviyorum. Çünkü çok güzelsin. (Yakışıklısın!)" "Seni seviyorum. Çünkü o kadar popüler, o kadar zengin, o kadar ünlüsün ki.." "Seni seviyorum. Çünkü bana o kadar güven veriyorsun ki.." "Seni seviyorum.Çünkü beni üstü açık arabanla, o kadar romantik yerlere götürüyorsun ki..

- " Yazar, Çünkü türü sevginin, Eğer türü sevgiye tercih edileceğini anlatıyor. Eğer türü sevgi, bir beklenti koşuluna bağlı olduğundan büyük ve ağır bir yük haline gelebilir. Oysa zaten sahip olduğumuz bir nitelik yüzünden sevilmemiz, hoş birşeydir, egomuzu okşar. Bu tür, olduğumuz gibi sevilmektir. İnsanlar oldukları gibi sevilmeyi tercih ederler. Bu tür sevgi onlara yük getirmediği için rahatlatıcıdır.

Ama derin düşünürseniz, bu türün, "Eğer" türünden temelde pek farklı olmadığını görürsünüz. Kaldı ki, bu tür sevgi de, yükler getirir insana.. İnsanlar hep daha çok insan tarafından sevilmek isterler. Hayranlarına yenilerini eklemek için çabalarlar. Sevilecek niteliklere onlardan biraz daha fazla sahip biri ortaya çıktığı zaman, sevenlerinin, artık ötekini sevmeye başlayacağından korkarlar. Böylece yaşama sonsuz sevgi kazanma gayretkeşliği ve rekabet girer.

Ailenin en küçük kızı yeni doğan bebeğe içerler. Sınıfın en güzel kızı, yeni gelen kıza içerler. Üstü açık BMW'si ile hava atan delikanlı, Ferrari ile gelene içerler. Evli kadın kocasının genç ve güzel sekreterine içerler.

"O zaman bu tür sevgide güven duygusu bulunabilir mi?" diye soruyor, Toyotome.. "Çünkü türü sevgi de, gerçek ve sağlam sevgi olamaz" diyor.

Bu tür sevginin güven duygusu vermeyişinin iki ayrı nedeni daha var.. Birincisi.. "Acaba bizi seven kişinin düşündüğü kişi miyiz?" korkusu.. Tüm insanların iki yanı vardır. Biri dışa gösterdikleri.. Öteki yalnızca kendilerinin bildiği.."İnsanlar sandıkları kişi olmadığımızı anlar ve bizi terkederlerse" korkusu buradan doğar. İkincisi de.. "Ya günün birinde değişirsem ve insanlar beni sevmez olurlarsa.." endişesidir.

Japonya'da bir temizleyicide çalışan dünya güzeli kızın yüzü patlayan kazanla parçalanmış. Yüzü fena halde çirkinleşince, nişanlısı nişanı bozup onu terketmiş. Daha acısı.. Aynı kentte oturan anne ve babası, hastaneye ziyarete bile gelmemişler, artık çirkin olan kızlarını.. Sahip olduğu sevgi, sahip olduğu güzellik temeli üstüne bina edilmiş olduğundan bir günde yok olmuş. Güzellik kalmayınca sevgi de kalmamış. Kız birkaç ay sonra kahrından ölmüş..

Japon yazar "Toplumlardaki sevgilerin çoğu 'Çünkü' türündendir ve bu tür sevgi, kalıcılığı konusunda insanı hep kuşkuya düşürür" diyor..

Peki o zaman, gerçek sevgi, güvenilecek sevgi ne?.."Ve işte sevgilerin en gerçeği!.

* * * "Üçüncü tür sevgi benim 'Rağmen' diye adlandırdığım türdür" *** diyor yazar.

Bir koşula bağlı olmadığı için ve karşılığında birşey beklenmediği için "Eğer" türü sevgiden farklı bu.. Sevilen kişinin çekici bir niteliğine dayanıp, böyle bir şeyin varlığını esas olarak almadığı için "Çünkü" türü sevgide değil. Bu üçüncü tür sevgide, insan "Birşey olduğu için" değil, "Birşey olmasına rağmen" sevilir. Güzelliğe bakar mısınız?.. Rağmen sevgi..

Esmeralda, Qusimodo'yu dünyanın en çirkin, en korkunç kamburu olmasına "rağmen" sever. Asil, yakışıklı, zengin delikanlı da Esmeralda'ya çingene olmasına "rağmen" tapar!.."Kişi dünyanın en çirkin, en zavallı, en sefil insanı olabilir. Bunlara 'rağmen' sevilebilir. Tabii bu sevgiyle karşılaşması şartı ile..

- " Burada insanın, iyi, çekici ya da zengin konum edinerek sevgiyi kazanması gerekmiyor. Kusurlarına, cahilliğine, kötü huylarına ya da kötü geçmişine "rağmen" olduğu gibi, o haliyle sevilebiliyor. Bütünüyle çok değersiz biri gibi görünebiliyor ama en değerli gibi sevilebiliyor.

Japon yazar "Yüreklerin en çok susadığı sevgi budur" diyor. "Farkında olsanızda,olmasanız da, bu tür sevgi sizin için yiyecek, içecek, giysi, ev, aile, zenginlik, başarı ya da ünden daha önemlidir." Bunun böyle olduğundan nasıl emin?.. Haklı olduğunu kanıtlamak için sizi bir teste davet ediyor.. Şu soruma cevap verin" diyor.

- "Kalbinizin derinliklerinde, dünyada kimsenin size aldırmadığını ve hiç kimsenin sizi sevmediğini düşünseydiniz, yiyecek, elbise, ev, aile, zenginlik, başarı ve üne olan ilginizi yitirmezmiydiniz?.. Kendi kendinize 'Yaşamamın ne yararı var' diye sormaz mıydınız?.." Devam ediyor Toyotome..

- "Şu anda en sevdiğiniz kişinin sizi sadece kendi çıkarı için sevdiğini anladığınızı bir düşünün.. Dünya birden bire başınızın üstüne çökmezmiydi?. O an yaşam size anlamsız gelmez miydi?."

- "Diyelim sıradan bir yaşamınız var.. Günlük yaşıyorsunuz. Günün birinde gerçek, derin ve doyurucu bir sevgi bulacağınızdan umudunuz olmasa, kalan hayatınızı nasıl yaşardınız?.." diye soruyor ve yanıtlıyor:

- "Böyleleri ya iyice umutsuzluğa kapılıp intihar ediyorlar ya da iyice dağıtıp yaşayan ölü haline geliyorlar." Toyotome, hem de nasıl iddialı savunuyor "Rağmen" sevgiyi.. "Bugün yaşamınızı sürdürebilmenizin nedeni 'Rağmen' türü sevgiyi şu anda yaşamanız ya da birgün bu sevgiyi bulacağınıza inancınızdır."

Son sözlerinde biraz umutsuz, Toyotome.. "Bugün yaşadığımız toplumda herkesi doyuracak bu sevgiyi bulmak zor. Çünkü herkesin sevgiye ihtiyacı var.. Kimsede başkasına verecek fazlası yok" diye açıklıyor..

Anlatıyor.. Peki bu dünyada sevgi ne kadar var?.. Yazara göre, açlığımızı biraz bastıracak kadar.. Ve de yemek öncesi tadımlık gelen iştah açıcılar gibi.. Bu minnacık tadım, bizi daha müthiş bir sevgi açlığına tahrik ve teşvik ediyor. Bu minnacık tadım sevgiye ne kadar muhtaç olduğumuzu anlatıyor. Büyük bir hırsla ana yemeğin gelmesini ve bizi doyurmasını bekliyoruz.. Hani nerede?.. Hepsi o.. Ve asıl çarpıcı cümle en sonda.. "Dünyadaki en büyük kıtlık, 'rağmen' türü sevginin yeterince olmayışıdır!.."

Hoşgörü


Hoşgörü, sağlıklı insan davranışıdır. Hoşgörü sağlıklı insan hayatının, özüdür. Beşeri münasebetlerin temelidir.

Bugün her zamankinden daha fazla hoşgörüye ihtiyacımız olduğu aşikardır. Olumsuz birçok davranışın sebebi, yeterince hoşgörülü olamamaktır. Evde, trafikte, sokakta, okulda, işyerinde, kısaca insanın olduğu her yerde eğer hoşgörü yoksa orada bencillik, anlaşmazlık, güvensizlik, tartışma, kavga olumsuzluk adına her şeyi görebilmek mümkündür.

Eğitimli ya da eğitimsiz her insanda görülebilen bir eksikliktir, hoşgörüsüzlük. Peki bunun sebebi nedir? Neden tarih boyunca Yüce Milletimizin hasletlerinden olmuş bir davranışı, bugün yeterince gösteremiyoruz. Bunun bir çok sebebi olabilir. Bunlardan kanaatimizce en önemlisi: insanın kendisi ile barışık olamamasıdır. İnsanımız, kendisine güvenmiyor, inanmıyor. Kendisini yeterince tanımıyor. En önemlisi kendisini sevmiyor, saygı duymuyor. Eğer insanın kendisine saygı ve sevgisi kalmamışsa, kendisi ile barışık olması da mümkün değildir.

Düşünün, en son ne zaman aynaya bakıp, kendinize gülümsediniz. Bu sabah kaç kişiye merhaba, günaydın ya da hayırlı sabahlar dediniz. Yoksa her gördüğünüz, tanıdığınız kişi için bu işte öyle biridir diye olumsuz mu düşündünüz? Ayıbını mı aradınız? Bu sabah trafikte içinizden kaç kişiye bir şeyler mırıldandınız. Kaç defa yardıma ihtiyacı olan insanları gördüğünüzde başınızı çevirdiniz. Okulda, sınıfta, sırada kaç kişiye kötü davrandınız. Arkadaşlarınızı, bencilliğinizden dolayı üzdünüz. Yönetici iseniz, idarenizdeki kaç insanı yeterince dinlemediğiniz için kırdınız. Yoksa siz sadece kendinizi mi düşünüyorsunuz?

Hoşgörü bir vurdumduymazlık değildir. Hoşgörü görmezlikten gelmek hiç değildir. Hoşgörü kendini bilmektir. Hoşgörü haddini bilmektir. Hoşgörü haddini bilerek sürdürülen hayat biçimidir. Hoşgörü bir anlayıştır, anlayışlı olmanın adıdır, sevginin yoludur. Hataları düzeltebilmedir. Yoksa bana ne lazımcılık değildir. Anlayışın kendisidir. Hoşgörü, çağın getirdiği sorunların, aç gözlülüğün, doyumsuzluluğun, sevgi yoksunluğunun, güvensizliğin çaresi olabilecek bir anlayış tarzıdır, insanın özüdür.

Görülen odur ki bugün insanımız kendisi ile barışık değil. Her gün, haberlere baktığınızda olayların bir çoğunun sebebinin hoşgörüsüzlükten kaynaklanıp kaynaklanmadığını bir düşünün... İnsan kendisi ile barışık olamadığı zaman, toplumda kendisi barışık olamıyor. Sonra da herkes bir başkasını suçluyor. Çünkü en kolayı bu.

Hz. Mevlana: “ Ben insanların ayıplarını gören gözlerimi kör ettim. Sen de onlara benim gibi iyi gözle bak.” Diyor ve ekliyor.

“Bakın! Toplumsal bunalımların, kavga ve dövüş ortamının tek ve en güçlü doğuş sebebi sevgi eksikliğidir. Bunun en doğru tedavi yolu ise sevgiyi aramak, yaşamak, uygulamaktır. Hoşgörülü olursanız seversiniz. Sevilirsiniz. Karar verirseniz ve de bu yolda çalışırsanız her şeye ulaşırsınız! ”

Hoşgörü ustası Hz.Mevlana, gibi Yunus Emre, Bektaş Veli, Karaca Sultan da insanları hoşgörüye davet etmişler ve yaşadıkları dönemde Anadolu’yu bir hoşgörü cennetine çevirmişlerdi. Ama bugün aynı Anadolu’da hoşgörü yerine daha çok hoşgörüsüzlük almış başını gidiyor.

Toplumda hoşgörüye dönüşün, hoşgörüyü davranışa dönüştürmenin yolu, hoşgörünün yayılması, insanın sevgiyi yaşamasına, kendisine saygı duymasına, kendisi ile barışık olmasına bağlıdır. Hoşgörünün bir hayat biçimine dönüştürülmesi gereklidir. Bunun için de, Hz. Mevlana ve diğer hoşgörü ustalarının peşinden daha fazla gitmek, onları daha fazla anlamaya çalışmak gereklidir.

Yazımızı hoşgörü ustalarının öğüdü ile bitirelim:

- “ Yıktığın varsa yapacaksın.
Ağlattığın varsa güldüreceksin.
Döktüğün varsa dolduracaksın.
Çıplakları giydirecek, açları doyuracak. Az halkı çok edeceksin. Ve en önemlisi:
Eline,diline, beline sahip olacaksın! ”

Hoşgörülü olacaksın.

Zaaf


Kedilerle ilgili bu durumu yeni öğrenmiştim:
Normalde sokak kedisi kendini saldırgan köpeklere karşı koruyabilirmiş. Bu direnci kıran tek şey neymiş biliyor musunuz: Sevgi...

İnsanoğlu, eğer bir sokak kedisinin başını okşar ve ona şefkat gösterirse kedicik kendisinin koruma altında olduğunu zanneder ve sivri tırnaklarını içeri çekermiş. Ve vahşi köpeklerin azgın dişlerini gırtlaklarında veya itlaf ekiplerinin zehirli etlerini midesinde bulurmuş.

Küçücük bir dokunuşta gardı düşen ve ölümcül yaralara açık hale gelen sarmanların kaderinde kendi aşk hayatımızın hülasasını buldum.

Biz de Eros'un şefkatine sığınıp, sevdalanınca en mahrem zaaflarımızı ele vermiyor muyuz?

Yıllar yılı ardına sığındığımız barikatların anahtarını gönüllü teslim edip, tırnaklarımızı içeri çekmiyor muyuz?

Sevginin bizi kollayacağına, sarıp sarmalayacağına dair ön kabulümüz yüzünden koruma duvarlarımızı gönüllü kaldırıp, yaralarımızı açık hale getirmiyor muyuz?

Sonra ne oluyor? Sevdamız en büyük zaafımıza dönüşüyor.

Saçımızı okşayan elin bizi ilelebet kollayacağına inanıyor, tatlı sözlere kanıyoruz. Taklalar atıp, cilveler yapıyoruz. Ve en ummadığımız anda, en korunaksız halimizle yakalanıyoruz aşkın hoyrat yüzüne.

Şefkatimiz katilimiz oluyor.

Ders almak mı? Ne münasebet!

Daha son ihanetin yarası kabuk bağlamadan, yeni yaralar için aralıyoruz kalbimizin kapılarını. Zavallı bir kedi yavrusundan farkımız yok aşkın karşısında.

Boynumuzda, kalbimizde pençe pençe darbe izleriyle, her sıcak dokunuşta çocukça uysallaşıp, her hayal kırıklığında "köpek gibi" pişman olarak, her terk edilişte acı çekip her dönüşte biraz daha kanayarak, kanayan yerlerimizi kediler gibi dilimizle yalayarak, "Bir daha aslalarla - Daimalar" arasında yalpalayarak yara bere içinde yaşıyoruz.

O yüzden "Melekler" içe kıvrık patilerle gömülüyor.Ve hayata "Şeytanlar" hükmediyor.

Belki de en iyisi kuyruğu her daim dik tutmaktır. Şefkate kanmış mefta bir ev kedisi olmaktansa, gardını almış bir sokak kedisi olarak hayatta kalmak daha iyidir.

_____Can Dündar_____



Bir eşi olmalı insanın
Rüzgar O'nun kokusunu getirmeli,
Yağmur O'nun sesini.
Akşam onu görecek diye, pırpır etmeli yüreği,
Ayakları birbirine dolaşmalı heyecandan, eve dönerken,
Cennetten köşe almışçasına
Sevdiği, sakındığı, bakmaya kıyamadığı...
Her bir hücresinden aşkın fışkırdığı,
Çölde okyanusu yaşadığı bir eşi olmalı insanın!!!

Ben seni ölene dek seveceğim boş laf!!!
Ben seni sevdikçe ölmeyeceğim...

Can YÜCEL



Ey gözleri yaşlarla dolan! Kalpten kalbe uzaklık ancak özlediğin ve özlendiğin kadardır. Kalbimde hissettiğim acının tarifi dağlara verilseydi dağlar bu acının ateşiyle küle dönerdi. Sen hangi diyarda acı çekip özlem duyuyorsan bil ki ben de oradayım. Özleyen kalbimizdir, bekleten de acizliğimiz. Sen orada hangi acıların eşiğindeysen bil ki ben o eşiği aşıp ateşe çoktan alev olmuşum.

İnsanım diyerek gezen binlerce gölge var. Kalbinde zerre kadar yakınlık duymadan, sadece nefsinin tutsağı olan. Ey Aşkullah'a inanan insanlar! Bilin ki insanlık çoktan ölmüştür. Kurtuluş sadece aşkla yeniden sevebilmektedir. Yeniden nefes almayı dilerseniz, mazlumum demeyi bırakın Aşıklığa iltica edin. Dünyada nice gözü yaşlı mazlumlar, Aşkullah'ın bağrını dağlamaktalar. Haydi! Sende bir adım at! Belki bir mazlumun özlemi sensin. Belki de sen mazlumun ta kendisisin. Yani uzağa gitmene gerek kalmadı sadece nefsin dostluğundan kurtulup. Gönül evine geri döneceksin. Nice canlar zalimlerin zulmünde. Sen de uzak kalarak zalimlere destek olma.

Bil ki aşıklık, insan olmaktan iyidir. İki gözünü kapasan da, muhakkak bir acıya çarpar bedenin. kulaklarını tıkasanda bir mazlumun feryadıyla yırtılır kalbin. Dünya da bu kadar güzellik varken. Mazlumu, zalimin pisliğine ve işkencesine mahkum etme. En sevdiğinin rahmeti için, hiçbir şey yapamam diye geçiştirme. Bari güneşte ısınan bir taşı gölgeye kaldır. Bari pencerene konan bir kuşa kuru ekmeğini ıslat ver. Bari bir çocuğun başını kalbindeki şefkatle okşa. Bari yoldan geçen bir fakire güler yüzle selam ver. Belki kolay diyorsun içinden ama önemli olan dil ile değil hâl ile ispattır. Biz aç olanları bilip sofralara oturamayanların, üşüyenleri hissedip ateşin karşısında ısınamayanların yolundayız. Evet insanlık öldü ama Aşıklık bâkidir. Haydi! Aşkullah seni bekliyor. Aşıklığa hicretin tam zamanı. Hây'dan hu'ya selam olsun. Aşkın sahibine emanet olun canlar!..

Bârân-î

YAŞAYALIM Kİ



Seninle yaşlanmak istiyorum. Seneler geçsin, sen beni bil, ben seni bileyım istiyorum. Benim olduğu kadar dostlarının, dostlarının olduğu kadar benim ol istiyorum. Nice sıkıntı ve zorluk yaşayıp anlatalım.

Yaşayalım kı, öğrenelim hayatı ve destek çıkmayı. Birbirimizin omuzlarında ağlamalıyız. Sen çok dertlenip, içip, arkadaşlarınla eve gelmelisin. Paylaşmalı ve beraber sıkılmalıyız. Öyle ki, yalnız sıkılmak sıkmalı bizi.

Yaşayalım ki, paramız olunca sevinelim. Güzel günlerimizi, evimizde, bır şişe şarap ve pijamalarımızla kutlamalıyız. Ya da bazen dostlarla ucuz biralar içerek... Böylece yaşamalıyız işte.

Sonra çocuğumuz olmalı, düşünsene, senin ve benim olan bir canlı. Geceleri ağladıkça sırayla susturmalıyız. Sen arada mızıkçılık yapmalısın. Ve ben söylenerek sıranı almalıyım. Yorgun olduğum için yemek yapmamalıyım, söylenerek yumurta kırmalısın. Hava soğukken birbirimize sıkıca sarılıp yatmalıyız.

Zaman su gibi akıp giderken, herşey yaşanmış bir hayatımız olmalı. Herşeye rağmen hiç bıkmamalıyız birbirimizden. Mutlu da olsa, kötü de olsa, yaşadığımız günler bizim günlerimiz olmalı. Saçlara düşünce aklar ya da gidince aklar, çocukları güvence altına alıp gitmeli bu şehırden.

Kavgasız, her sabah gürültüyle uyanılmayan, sessiz bir yere gitmeliyiz. Geceleri balkonda denizi seyredip, sandalyelerimizde sallanmalıyız. Eve gelip, benden kahve istemelisin. Çocuklar gelmeli zıyaretimize, geçmışteki hareketli günlerimizi anımsamalıyız...

Öyle sevmelisin ki beni, bu yazdıklarım korkutmamalı seni. Tebessümler açtırmalı yüzünde. Bir gün bu hayatı bırakıp giderken, sadece mutluluk olmalı yüzümüzde, birbirimizi sevmenin gururu olmalı "herşeyde"...

Can YÜCEL

İkilik



İki “ben” bir yere sığmaz, ikisinden birisi ölmesi gerekir. Seven sevdiğinin önünde de ölü gibi olmalıdır, sevdiğini çekip çevirmeye, ona akıllar vermeye, onu yönetmeye çalışmamalıdır, eğer seviyorsa sadece sevdiği olmalı, sadece sevdiğinin aklı kalbi ve istekleri doğrultusunda hareket etmelidir.

" İki canlı kuşu birbirine bağlasan, dört kanatlı oldukları halde uçamazlar, çünkü ikilik mevcuttur " Mevlana Celaleddin Rumi

Ben Seni ...


Ben senin en çok sesini sevdim
Buğulu çoğu zaman, taze bir ekmek gibi
Önce aşka çağıran, sonra dinlendiren
Bana her zaman dost, her zaman sevgili

Ben senin en çok ellerini sevdim
Bir pınar serinliğinde, küçücük ve ak pak
Nice güzellikler gördüm yeryüzünde
En güzeli bir sabah ellerinle uyanmak

Ben senin en çok gözlerini sevdim
Kâh çocukça mavi, kâh inadına yeşil
Aydınlıklar, esenlikler, mutluluklar
Hiç biri gözlerin kadar anlamlı değil

Ben senin en çok gülüşünü sevdim
Sevindiren, içimde umut çiçekleri açtıran
Unutturur bana birden acıları, güçlükleri
Dünyam aydınlanır sen güldüğün zaman

Ben senin en çok davranışlarını sevdim
Güçsüze merhametini, zalime direnişini
Haksızlıklar, zorbalıklar karşısında
Vahşi ve mağrur bir dişi kaplan kesilişini

Ben senin en çok sevgi dolu yüreğini sevdim
Tüm çocuklara kanat geren anneliğini
Nice sevgilerin bir pula satıldığı bir dünyada
Sensin, her şeyin üstünde tutan sevdiğini

Ben senin en çok bana yansımanı sevdim
Bende yeniden var olmanı, benimle bütünleşmeni
Mertliğini, yalansızlığını, dupduruluğunu sevdim
Ben seni sevdim, ben seni sevdim, ben seni...

Ümit Yaşar OĞUZCAN

Deli Balım



Buz rengi ay ışığında
Kıvrılıp giden yollar
Sana mı uzanır, yokluğuna mı yoksa

Yüreğimin o güneşsiz
O karanlık köşesinde
Yeşeren umut filizine
Gözüm gibi bakacağım

Bir yaban elde sen, bir yaban elde ben
Düşte olsa razıyım sessizce çıkıp gelsen
Günlerce gözlerinde erisem konuşmadan
Yansam ateşlerinde tenine dokunmadan

Çok uzak bir aleve
Uçan bir kelebek gibi
Bilmem sana mı uçarım canım
Yangınına mı yoksa

Gün gelecek deli balım
Bunca hasretten sonra
Bir masalın sonu gibi
Kollarında olacağım
İnan, inan, inan deli balım

Leman SAM

Yoksa...



Kolay uçulur mu ?
Yönünü bilmez rüzgarlarda
Güçlü kanatların yoksa..

Kolay yüzülür mü ?
Hırçın dalgalı denizlerde
Sağlam ciğerlerin yoksa..

Kolay “Aşık” olunur mu ?
Alem-i sağırlara
İlahi Aşka inançları yoksa..

Ah sevgili,

Kolay kolay ağlanır mı ?
Sevdaya dilsiz gecelerde
Sen gibi maşuk yoksa ..

Ahmet KİK - 2010

Maşuk : Sevgili
Alem-i Sağır : İnsan, En küçük alem

Erkek Dediğin



Seni elinin tersiyle değil avucunun içiyle kavrayacak. Bileceksin ki emin ellerdeyim, başkası tutamaz elimi böyle.

Rahat olacaksın yanında, çok konuşmayacak, beynini didiklemeyecek.

İnce olacak; seni senin kadar düşünecek. Sen onu merak ettiğinde kendisine hesap soruluyor havalarına girmeyecek. Senin inceliğine karşı umursamaz sözler sarf etmeyecek.

Adamın sinirini bozmayacak, cinlerini tepesine çıkarmayacak, sanki sen onun için varmışsın her ne zaman istese emrine amadeymişsin, o ne yaparsa yapsın her istediğinde yanında elinin altında olacakmışsın triplerine girmeyecek.

Sen ona sevgini hissettirdiğinde, sen ona kayıtsız şartsız aşıkmışsın gibi havalara girmeyecek.

Erkek dediğin ilgi gördüğünde ilgiyle, sevgi gördüğünde sevgiyle karşılık verecek.

Erkek dediğin, sen onun için kendine baktığında, sırf ona daha güzel görünmek için giyinip kuşandığında hiçbir şey olmamış gibi davranmayacak.

Ruhunu okşamasını bilecek. Romantik olacak kimi gün habersizce kucağında çiçeklerle çıkıp gelecek. Özel günleri unutmayı marifet sanmayacak.

Kayıtsız olmayacak senin bütün zarafetine karşı. Gerçekten seven bir kadın sevgi ve ilgi bekler, erkeğine verdiği aşkın karşılığında küçük bir tatlı söz, kısa bir mesaj, bir çağrı bile onu mutlu edebilir. Erkek dediğin bütün bunları cebinden para harcıyormuş gibi cimrilikle yapmayacak.

Ben aranmayı, çok aramayı sevmem demeyecek. Her şey kendi istediği gibi olsun istemeyecek. Sadece kendi canının istemesine bağlamayacak her şeyi.

Erkek dediğinin, hissettiğiyle yaptığı şey arasında uçurum olmayacak. Cesur olacak cesur. Seni seviyorum derken korkmayacak, başka şeylerin arkasına gizlenmeyecek.

Seviyorum deyip bir sonraki perdede kaçmayacak, özlüyorum diyorsa gelecek, kaybetmek istemiyorum diyorsa kaybetmeyecek.

Erkek dediğin askına sahip çıkacak. Korkak olmaz erkek dediğin. Erkek dediğin iyi sevişecek. Koyun gibi yatmayacak, bir an önce şu iş bitse demeyecek.

Aşksız yatmayacak yatağa ve sen bunu bileceksin. Bir baba şefkatiyle seni alnından öptüğünde bileceksin ki sevgisi geçici ve zayıf değildir.Ve sevgiyle öptüğünde dudaklarından bileceksin ki öpüşün tek sebebi şehvet değildir.

Erkek dediğin yakışıklı olacak, çekici olacak ama bundan çok daha öte bir şey... Zeki olacak.

Kadının küçük yalanlara, bahanelere inanmayacağını, kendisini kendi gibi tanıdığını bilecek. Kadının zekasını küçümsemeyecek kadar zeki olacak. Zeki olacak, seni bir hamur gibi karmasını bilecek, o hamura kendisi katmasını da.

Değerlerini bir anlık hevesler uğruna satmayacak. Namussuzluğunu, ahlaksızlığını ancak ve ancak seninle yataktayken kullanacak.

Erkek dediğin önce sevecek. Kendini sevmeyen erkekten kimseye hayır gelmez. Bir bakarsın ki yıllar sonra bu adamla ne yatağa sığıyorsun, ne toprağa... Koluna girip gezmesini bileceksin gururla, koynuna alıp sevişmesini de. Babalığını da bilecek, ana-babaya hürmet etmeyi, kadir kıymet bilmeyi, vefakarlığı, fedakarlığı...

Erkek dediğin seni koruyacak,kuşatacak.

O nerede olursa olsun seni koruyacağını bileceksin.
Pısırık olmayacak erkek dediğin. Erkek dediğin erkek olacak.
Seni sadece sen olduğun için sevecek. Parayla pulla, kariyerle, güçle, kimin ne dediğiyle hareket etmeyecek.

Hem sevgilin, hem arkadaşın, hem dostun, hem baban, hem çocuğun olacak, huzurla bağrına basacaksın.

Can YÜCEL

Oysa "AŞK"



Sufi,

"Aşk"ı yaşamak için;

İlle ulaşamamak mı gerek ?
Gözyaşı döküp, ağlamak mı gerek ?
Geceyi gündüze katmak mı gerek ?
Aç iken tok gibimi olmak gerek ?

Oysa "Aşk",

Var iken değerini bilmek demek.
Maşukun kokusunu doyasıya içine çekebilmek demek.
Bedeninden vazgeçip, bir bedende yaşayabilmek demek.
Yaşam her doğduğunda, günaydın Günışığım diyebilmek demek.

Ahmet KİK - 2010

Maşuk : Sevgili



Kaçmaya çalıştığın gerçek bir gün karşına çıkacak ve işte o gün kaçacak yerin olmayacak...

Ben senin varlığını seviyorum, yokluğunu seviyorum. Sana ulaşamadığım dakikalarda seni duymayı, seni özlemeyi, hiç görmesem bile seninle olmayı seviyorum. HİÇ KORKMUYORUM SENİ SEVMEKTEN..!!!

Senin gülüşünü seviyorum. Her bana bakışında gözlerinde okuduğum o duyguyu, gözlerindeki gözlerimi seviyorum, gönlünü seviyorum, özünü seviyorum senin, dudaklarındaki sözlerini seviyorum. YİNE DE KORKMUYORUM SENİ SEVMEKTEN..!!

Ben sendeki o sıcaklığı, sana olan uzaklığı seviyorum, yanaklarından akan gözyaşlarını, en çok dağınık olduğunda saçlarını, beni arayan ellerini seviyorum, yalnızlığımı seviyorum sebebi sensen. Ayrılığını seviyorum, en çok yalnız kaldığımda beni bulan gönlünü seviyorum. BEN EN ÇOK SENİN BANA OLAN SEVGİNİ SEVİYORUM..!!

İçimden haykırmak geliyor, dünyaya sığdıramadığım seni; kalbime sığdırmak geliyor. Ağlamak geliyor seni görmezsem, özlemek geçiyor içimden seni sevmek geçiyor, içimden sana doğru giden bin bir türlü yol geçiyor, içimden sen mutlu olacaksan ölmek bile geçiyor gülüm. YİNE DE KORKMUYORUM SENİ SEVMEKTEN..!!

Ben yalnızca seni seviyorum. Ne o muhteşem güzelliğin, ne kalbimdeki özelliğin, ne de sevdiğim için değil. Seni, yalnızca Sen olduğun için, ruhun için, kalbin için, aklın ve sevgin için seviyorum seni. Ben seni en çok kendim için seviyorum. Belki de ilk defa bencil oluşumu, sana borçlu olduğum için, seni her şey için seviyorum ve sahip olmadığım hiçbir şey için. YİNEDE KORKMUYORUM SENİ SEVMEKTEN..!!

Her dakika seninle olmayı seviyorum, gözlerimi her açtığımda aklıma gelişini seviyorum, her gece uyumadan önce, seni sevdiğim aklıma gelince sensiz uyumayı bile seviyorum, uyumadan önce seni düşününce. Ben seni en çok umutsuzluğumda beni bulduğun için seviyorum. YİNE DE KORKMUYORUM SENİ SEVMEKTEN..!!

Ben seni bu şehirde olduğun için değil, benimle aynı toprağa ayak bastığın için, benimle aynı gökyüzünü paylaştığın için seviyorum. Geceleri benim yüzüme vuran ay ışığı senin de gözlerine vurduğu için seviyorum. Benim kemiklerimi ısıtan yaz güneşi, sana da sıcaklık veriyor diye seviyorum seni. Beş bin yaşındaki bu dünyada, benimle aynı zamanı paylaştığın için seviyorum. Ben seni benimle yaşadığın için, benden hiç gitmediğin için seviyorum. Beni hiç terk etmediğin için…

Ellerini seviyorum Tanrıya açıldığında. Kalbini seviyorum kapıları açıldığında. Ve gözlerini seviyorum her karşımda kapanıp açıldığında. Bana baktığında içimde yakaladığın coşkumu seviyorum. Her bana baktığında seni sevdiğimi hatırlamayı seviyorum. YİNE DE KORKMUYORUM SENİ SEVMEKTEN..!!!

Her kibrit çaktığımda alevin içinde seni görmeyi seviyorum. Her sigara yaktığımda dumanın şeklinde seni görmeyi seviyorum. Her bana baktığında, o kadar çok seviyorum ki seni sevmeyi. Yalnızca sen olduğun için hayatımda kendimi bile seviyorum. Sen olunca aklımda.

Kalbimi seviyorum, seni seviyor diye. Gözlerimi seviyorum, seni görüyor diye. Ruhumu seviyorum, senin ruhuna bu kadar yakın diye. Varlığımı seviyorum. Sırf sana borçlu olduğum için, mutluluğumu seviyorum. Gülümsememi seviyorum, seni düşününce. Ayakta kalışımı seviyorum, sebebi sen olunca. YİNE DE KORKMUYORUM SENİ SEVMEKTEN..!!

Ben sana olan sevgimi yazan kalemimi seviyorum. Senin adını yazdığım kağıdı seviyorum. Sana olan sevgime benzettiğim her sevgiyi seviyorum. Bana seni hatırlatan her şeyi, sana giden yolları seviyorum. O kadar çok seviyorum ki seni, Sen’i kaybetmek korkusunu bile içinde yalnızca sen olduğun için, sana karşı duyduğum bir duygu olduğu için, korkumun sebebinde sen olduğun için seviyorum.

YİNE DE KORKMUYORUM SENİ SEVMEKTEN..!!
YİNE DE KORKMUYORUM SENİ SEVMEKTEN..!!
..SENİ SEVİYORUM..

Murat APAYDIN (Ben yazsam ancak bu kadar güzel olabilirdi) :D


Bugün sensizliğin sesini fısıldadı rüzgar,

Usulca dokundu yüreğime sustu!!

Seni görmeyi rüyalara bıraktım,

Uykuya daldım.

En güzel yerinde buluşuruz diye...

h.v.ç. - ??.11.2009



Rahmetli Zeki MÜREN ne güzel söylemiş "rüyalarda buluşuruz" diye. Şarkıyı dinlemek isteyen aşağıdaki linke tıklasın. Bana diyorlar ki, neden içiyosun?

Tamam bende istemiyorum ama;

Bende bu ruh hali,
Aklımdan silemediğim düşünceler,
Zeki MÜREN'de bu ses,
Bi de böyle güzel şarkılar varken;

Nasıl içmeyeyim?

Şarkı için tıklayınız.
http://www.dailymotion.com/video/x9nqxz_zeki-muren-ruyalarda-buluyuruz_creation

Romance


İlişkiler "roman" dı önceleri.

Sonra "hikaye" oldu.

Sonra "kısa öykü"

Artık "özet"

Özetin özeti hatta.

Birer kelimelik üç bölüm... Tanışma, sevişme, ayrılma.

Pakize SUDA / 24.12.2009

Benimkiler ise fragman tadında, yani sadece fikir edinebiliyosun. Merak ediyosun ama merak ettiğinle kalıyosun.

Oysa ben hep "roman" tadında bir aşk yaşamak istemiştim.

Dileyemedim Seni



Sensizlik bilir misin ne acı
Yokluğun hep içimi acıtır
Gittin ya, fırtınalar kopuyor içimde
Bir daha sevmekle hata mı yaptım

Güzelliğinin tarifi yoktu
Ben seni Ay'a benzettim,
Her halini sevdim senin.

Yıldızlar kıskandı sevmemi seni
Dilek tutmayım diye kaymadılar hiç
Dileyemedim seni, isteyemedim.

h.v.ç.
19/12/2009 - 01:35

Haberin Olmaz...



Ben bekleyebilirim
Hayatın baharına tutunup
Kışı geçiririm
Ağlamalarım bitene, yalnızlığım gidene kadar
Uyanırım sabahları, umudumun suyunu veririm
Bir şarkı söylerim sana
Sözlerini bilmediğim
Seni severim o bilmediğim şarkı gibi
Öpüşmeyi özlerim senle
Hiç öpüşmedik ki diyeceksin soranlara
Olsun, sen beni sevdin mi ki hiç
Ama ben seni özleyebiliyorum
Bu da benim yeteneğim
Olmasanda severim seni
Hatta ayrılırım senden, haberin olmaz...

Ceyhun Yılmaz



Sevgili!!

Gün olur “Aşk” için gereklidir ağlamak.
Sakin nehirken ansızın güldür güldür çağlamak..
Alev alev yanar iken yüreği susarak dağlamak.
Çaresiz kalıp, Çare için hakka karşı el bağlamak.

Ama üzülme,
Bu takdir-i ilahidir.
Amaç nefsin arınmasını sağlamak..

Ahmet KİK