Aynı Bokun Lacivertiyim
0 İçinden Konuşma Yiğen Bizde Duyak Gönderen Hasan Volkan ÇEVİK zaman: 23:29
Nasıl mıyım?
Bunu soran kim? Soranların hepsi bilmiyor tabi halimi, bir kişi bildiğini zannediyor sadece. Oysa bu sorunun cevabını tek bilen kalbim. Dikkat edin bakın beynim demiyorum, kalbim. Çünkü beyin işlevini yitiriyor içinde bulunduğum ruh hali içerisinde. Kalp beynin işlevini durduruyor ve nasıl olurda yaparım diyebileceğim şeyleri bile yaptırabiliyor. Burada nasıl olduğum, ne olduğum vb. şeyler yazıyor ama bunları görmek için biraz kafanızı kullanmanız gerekecek. Bakalım kim kral çıplak diyebilecek. Kral çıplak diyen anlamıştır beni.
Öncelikle kimim?
Bazen hasan bazen volkan'ım. Bazen ikisi bir aradayım. Hasan fırlama olanı, volkan mantıklı olan ama ben Hasan'ı seviyorum. Sıcak bir temmuz gününde annemin büyük çabalarına rağmen gelmişim dünyaya. Yaşım 28, fakat beyin yaşım 8, kalbimse hala 16 sında. Çocuk gibi inanıyorum her şeye hala, sorgulamayı beceremiyorum, sevmiyorum da zaten ve içimde yaşattığım sevgiler ilk aşkını yaşayan bir gencin duyguları gibi saf, samimi, temiz, karşılıksız ve beynin önüne geçecek türden oluyor her zaman.
Sıcakta doğmama rağmen soğuğu severim nedense. Soğuk beni kendime getirir, sararmış yaprakları dallardan düşerken izlemek zevk verir bana. Sonra o kuru yaprağın üstüne usulca basıp çıkardığı o sesi dinlemek güzeldir. Belki de bir daha kesinlikle yeşeremeyeceğini bildiğimden büyük bir zevkle basarım o kuru yaprakların üstüne. Çünkü çiçekleri çok severim ben, gülü çok severim mesela sonra fesleğeni ve son zamanlarda da özellikle kaktüsü. Çünkü bu üç çiçek de tepki verir bana göre insana. Güle karşı kibar olmalısın eğer kabalaşırsan karşılığını verir canını yakar dikenini batırıverir. Fesleğene elini değdiğinde koku verir. Bunu belki dokunmana sevindiği için yada sevinmediği için bir tepki olarak yapar. Son olarak da kaktüs. Zararsızdır, garibandır belki de, kendimi nedense kaktüslere benzetirim. Hiçbir şey istemez ama hep verir. Ne verir biliyor musunuz? Kaktüs içinde bulunduğunuz ortamın radyasyonunu çeker. Bunun sonucunda ölecektir, kuruyacaktır ama yine de yapar bu işlevini. Zavallı kaktüs kimler için feda ediyorsun kendini öyle.
Sonra geceyi severim ben, güneşle pek aram yoktur. Gecenin karanlığında Ay'ı izlemek, yıldızlara bakmak ve bir tanesi kaysında dilek tutayım diye beklemek güzel şeydir bana göre. Hep hayırlısını dilerim Allah'tan. Dileklerim hep hayırsızca olacak ki hiçbiri gerçekleşmedi şu ana kadar. Bunda da vardır bir hayır deyip bekliyorum ama sanırım burada bir gariplik var. Acaba hayırlar mı karıştı, acaba hayırlısını ver derken evetin karşıtı olan "hayır" anlamında mı bir hayır zannedildi bilemiyorum ama eğer öyleyse lütfen Allah'ım iyilik güzellik anlamında olan hayırdan istiyorum ben. O çelişkiyi düzeltmek istedim.
Sonra bana sorarsanız iyi bir insanım işte, zararsızım, biraz salağım, yalnızlığı nedense severim, kimseyi üzmek istemem, kolay kolay kızmam, küstümü barışmam ama, hep gülerim, yanlış anlarım sonra üzülürüm, hep beklerim, ya gelirse derim, acı çekmeyi severim sanki, içki içerim sonra ağlarım, bırakmak isterim, bırakırım sonra kötü bi olay yaşasam yine başlarım, herkesin düşüncesini önemserim ama kendi bildiğimi yaparım, dinlemeyi severim sonra, konuşmayı daha çok severim ama, şiir yazarım sonra kalbim titrediyse sevdiysem eğer ve bir ilham perim varsa.
Kendimi diğer insanlardan farklı görürüm her nedense. Halbuki öyle değildir; aynı bokun lacivertiyimdir bende işte. Bu kadar yazmama bile gerek yoktu aslında, cevap bu. Kimim ben? Kim olacaksın salak; "aynı bokun lacivertisin işte"
Peki Nasılım?
Ara sıra futbol oynayan ve seven biri olarak; bacak arasından gol yemiş kaleci gibiyim, sağından atıp solundan geçilmiş sağ açık gibiyim, ofsaytı bozan defans oyuncusu gibiyim, penaltı kaçıran golcü gibiyim, dünya kupasına gidemeyen fatih terim gibiyim, gs'ye yenilmiş fb taraftarı gibiyim.
Ehliyetimi dokuz senedir emniyetten almamış olsam da, hatalı sollama yapan sürücü gibiyim, kırmızı ışıkta geçmiş gibiyim, üzerine su sıçratılmış yaya gibiyim, trafikte burnunu karıştırırken yakalanan şoför gibiyim, kaza yapıp 3 takla atmış sağ kurtulup psikolojisi bozulan kazazede gibiyim. Frene basması gerekirken gaza basmış biri gibiyim.
Hayatında hep sınavlarla, kurslarla uğraşan biri olarak; sınavdan kalmış gibiyim, kopya çekerken yakalanmış gibiyim, tüm sınıfın önünde hocadan dayak yemiş gibiyim, eve haber vermeden okulu asmış gibiyim, ilk defa bıyıklarımı kesip çok utandığım o okul günündeki gibiyim, servisi kaçırıp parası olmadığından yayan gitmek zorunda olan öğrenci gibiyim, tuvalette 10 kişi bir sigarayı içerken yakalanmış gibiyim, heyecandan bildiğin soruyu yapamamış gibiyim, tek yanlışı bütün doğrularını götürmüş biri gibiyim.
Askerliğini yapmış biri olarak, askerliğin o ilk kötü günlerindeki gibiyim, içtimalarda çök kalk yapar gibiyim, gece gıcıklığına kaldırılmış acemi bir er gibiyim, sisli bir gecede ceza nöbeti tutar gibiyim, geceleyin nöbette tek başına korkudan boşluğa dur kimdir o der gibiyim, benim yüzümden tüm tabura ceza verilmiş gibiyim, çarşı izni iptal edilmiş gibiyim, çarşıdan alkollü dönünce alkollü olduğu anlaşılmış gibiyim, İstanbul’da gibiyim, sevdiğinden haber bekleyen bir asker gibiyim, hasretlik çeker gibiyim, askerdeyken sevdiği tarafından terkedilmiş biri gibiyim, gece 2-4 nöbetinde yıldızlara bakıp hayal eder gibiyim, acaba dönünce beni sever mi diyen biri gibiyim.
Bir muhasebeci olarak; hiç kapanmayan cari açık gibiyim, defterleri incelemeye alınmış biri gibiyim, hesapları tutturmak için bir kuruşu bile arayanlar gibiyim, yevmiye defter sayısı yetmemiş biri gibiyim, bilgisayarı çalınmış, programı çökmüş biri gibiyim, kasası ters bakiye veren biri gibiyim, bilançosu tutmayan biri gibiyim, yüksek miktarda ceza yemiş biri gibiyim.
Her zaman umutsuz olan bir aşık olarak, reddedilmiş istenmeyen biri gibiyim, onca kalabalığın ortasında yalnız gibiyim, hep iyi olan ama artık iyi olmak istemeyen biri gibiyim, artık sadece arkadaş olarak sevilmek istemeyen biri gibiyim, sevdiğine yazdığı şiirleri sevdiğinin anlamadığı biri gibiyim, ya fikrini değiştirirse diye bekleyen biri gibiyim, hep sevmiş ama hiç sevilmemiş biri gibiyim, sevdiğinin üzülmesini istemeyen biri gibiyim, kendi üzüntüsünü belli etmemek için rol yapan biri gibiyim, ağlamaktan ciğerleri çıkmış biri gibiyim, yüreği cayır cayır yanan biri gibiyim, onca hengamenin arasında bile aklından sevdiği çıkmayan biri gibiyim, sevdiği ile vedalaşan biri gibiyim, birisi onu sevmeyince olmayınca eski haline dönmek için çabalayan biri gibiyim, kendisine acı çektirmeyi seven biri gibiyim, yaptığının yanlış olduğunu anlayınca pişman olmuş biri gibiyim, karşısındaki tarafından yanlış anlaşılmış biri gibiyim, düzeltmek için çaba sarf etmek isteyen biri gibiyim, düzelmezse aşk acısından daha çok acı çekecek biri gibiyim. Hiç olmazsa eski haline dönsün diye dua eden biri gibiyim.
Galiba bende tüm insanlar gibiyim...
Unfortunatly, I am not be different...
Etiketler: Bizim Söylediklerimiz
Şems-i Tebrizi'nin 40 Kuralı
0 İçinden Konuşma Yiğen Bizde Duyak Gönderen Hasan Volkan ÇEVİK zaman: 16:07
Bir derviş vardır Şems derler adına, Şems-i Tebrizi. Gönlü geniş ve ruhu gezgin sufi meşreplilerin kırk kuralı diye kurallar bellemiştir kendine;
1-Yaradanı hangi kelimelerle tanımladığımız, kendimizi nasıl gördüğümüze ayna tutar. Şayet Tanrı dendi mi öncelikle korkulacak, utanılacak bir varlık geliyorsa aklına, demek ki sen de korku ve utanç içindesin çoğunlukla. Yok eğer, Tanrı dendi mi evvela aşk, merhamet ve şevkat anlıyorsan, sende de bu vasıflardan bolca mevcut demektir.
2-Hak Yolu'nda ilerlemek yürek işidir, akıl işi değil. Kılavuzun daima yüreğin olsun, omzun üstündeki kafan değil. Nefsini bilenlerden ol, silenlerden değil!
3-Kuran dört seviyede okunabilir. ilk seviye zahiri manadır. Sonraki batını mana. Üçüncü batınınin batınisidir. Dördüncü seviye o kadar derindir ki kelimeler kifayetsiz kalır tarif etmeye.
4-Kainattaki her zerrede Allah'ın sıfatlarını bulabilirsin, çünkü O camide,mescitte, klisede, havrada değil, her an her yerdedir. Allah'ı görüp yaşayan olmadığı gibi, O'nu görüp ölen de yoktur. Kim O'nu bulursa, sonsuza dek O'nda kalır.
5-Aklın kimyası ile aşkın kimyası başkadır. Aklı temkinlidir. Korka korka atar adımlarını. "Aman sakın kendini" diye tembihler. Halbuki aşk öyle mi? Onun tek dediği: "Bırdak kendini, ko gitsin!" Akıl kolay kolay yıkılmaz. Aşk ise, kendini yıpratır, harap düşer. Halbuki hazineler ve defineler yıkıntılar arasında olur. Ne varsa harap bir kalpte var!
6-Şu dünyadaki çatışma, husumet ve önyargıların çoğu dilden kaynaklanır. Sen sen ol, kelimelere fazla takılma. Aşk diyarında dil zaten hükmünü yitirir. Aşık dilsiz olur.
7-Şu hayatta tek başına inzivada kalarak, sadece kendi sesinin yankısını duyarak, Hakikat'i keşfedemezsin. Kendini ancak bir başka insanın aynasında tam olarak görebilirsin.
8-Başına ne gelirse gelsin karamsarlığa kapılma. Bütün kapılar kapansa bile sonunda O sana kimsenin bilmediği gizli bir patika açar. Sen şu an görmesen de, dar geçitler altında nice cennet bahçeleri var. Şükret! istediğini elde edince şükretmek kolaydır. Sufi, dileği gerçekleşmediğinde de şükredebilendir.
9-Sabretmek öylece durup beklemek değil, ileri görüşlü olmak demektir.Sabır nedir? Dikene bakıp gülü, geceye bakıp gündüzü tahayyül edebilmektir. Allah aşıkları sabrı gülbeşeker gibi tatlı tatlı emer, hazmeder. Ve bilirler ki, gökteki ayın hilalden doluncaya varması için zaman gerekir.
10-Ne yöne gidersen git, -Doğu, Batı Kuzey ya da Güney- çıktığın her yolculuğu içine doğru bir seyahat olarak düşün! Kendi içinde dolaşan kişi, sonunda arzı dolaşır.
11-Ebe bilir ki sancı çekilmeden doğum olmaz, ana rahminden bebeğe yol açılmaz. Senden yepyeni ve taptaze bir "sen" zuhur edeilmesi için zorluklara, sancılara hazır olman gerekir.
12-Aşk bir seferdir. Bu sefere çıkan her yolcu, istese de istemese de tepeden tırnağa değişir. Bu yollara dalıp da değişmeyen yoktur.
13-Şu dünyada semadaki yıldızlardan daha fazla sayıda sahte hacı hoca şeyh şıh var. Hakiki mürşit seni kendi içine bakmaya ve nefsini aşıp kendindeki güzellikleri bir bir keşfetmeye yönlendirir. Tutup da ona hayran olmaya değil.
14-Hakk'ın karşına çıkardığı değşimlere direnmek yerine, teslim ol. Bırak hayat sana rağmen değil, seninle birlikte aksın. "Düzenim bozulur, hayatımın altı üstüne gelir" diye endişe etme. Nereden biliyorsun hayatının altının üsünden daha iyi olmayacağını?
15-Allah içte ve dışta hepimizi tamama erdirmekle meşguldür. Tek tek her birimiz tamamlanmamış bir sanat eseriyiz. Yaşadığımız her hadise, atlattığımız her badire eksiklerimizi gidermemiz için tasarlanmıştır. Rab noksanlarımızla ayrı ayrı uğraşır çünkü beşeriyet denen eser, kusursuzluğu hedefler.
16-Kusursuzdur ya Allah, O'nu sevmek kolaydır. Zor olan hatasıyla sevabıyla fani insanları sevmektir. Unutma ki bir kişi bir şeyi ancak sevdiği ölçüde bilebilir. Demek ki hakikaten kucaklamadan ötekini, Yaradan'dan ötürü yaratılanı sevmeden, ne layıkıyla bilebilir, ne layıkıyla sevebilirsin.
17-Esas kirlilik, dışta değil içte, kisvede değil kalpte olur. Onun dışındaki her leke ne kadar kötü görünürse görünsün, yıkandı mı temizlenir, suyla arınır. Yıkanmakla çıkmayan tek pislik kalplerde yağ bağlamış haset ve art niyettir.
18-Tüm kainat olanca katmanları ve karmaşasıyla insanın içinde gizlenmiştir. Şeytan, dışımızda bizi ayartmayı bekleyen korkunç bir mahluk değil, bizzat içimizde bir sestir. Şeytanı kendinde ara; dışında, başkalarında değil. Ve unutma ki nefsini bilen Rabbini bilir. Başkalarıyla değil, sadece kendiyle uğraşan insan sonunda müfakat olarak Yaradan'ı tanır.
19-Başkalarından saygı, ilgi ya da sevgi bekliyorsan, önce sırasıyla kendine borçlusun bunları. Kendini sevmeyen birinin sevilmesi mümkün değildir. Sen kendini sevdiğin halde dünya sana diken yolladı mı, sevin. Yakında gül yollayacak demektir.
20-Yolun ucunun nereye varacağını düşünmek beyhude bir çabadan ibarettir. Sen sadece atacağın ilk adımı düşünmekle yükümlüsün. Gerisi zaten kendiliğinde gelir.
21-Hepimiz farklı sıfatlarla sıfatlandırıldık. Şayet Allah herkesin tıpatıp aynı olmasını isteseydi, hiç şüphesiz öyle yapardı. Farklılıklara saygı göstermek, kendi doğrularını başkalarına dayatmaya kalkmak, Hak'ın mukaddes nizamnına saygısızlık etmektir.
22-Hakiki Allah Aşığı meyhaneye girdi mi orası ona namazgah olur. Ama bekri aynı namazgaha girdi mi orası ona meyhane olur. Şu hayatta ne yaparsak yapalım, niyetimizdir farkı yaratan, suret ile yaftalar değil.
23-Yaşadığımız hayat elimize tutuşturulmuş rengarenk ve emanet bir oyuncaktan ibaret. Kimisi oyuncağı o kadar ciddiye alır ki ağlar, perişan olur onun için. Kimisi eline alır almaz şöyle bir kurcalar oyuncağı, kırar ve atar. Ya aşırı kıymet verir, ya kıymet bilmeyiz. Aşırılıklardan uzak dur. Sufi ne ifrattadır ne tefritte. Sufi daima orta yerde...
24-Madem ki insan eşref-i mahlukattır, yani varlıkların en şereflisi, attığı her adımda Allah'ın yeryüzündeki halifesi olduğunu hatırlayarak, buna yakışır soylulukta haraket etmelidir. insan yoksul düşse, iftiraya uğrasa, hapse girse, hatta esir olsa bile gene de başı dik, gözü pek, gönlü emin bir halife gibi davranmaktan vazgeçmemelidir.
25-Cenneti ve cehennemi illa ki gelecekte arama. ikisi de şu an burada mevcut. Ne zaman birini çıkarsız, hesapsız ve pazarlıksız sevmeyi başarsak, cennetteyiz aslında. Ne vakit birileriyle kavgaya tutuşsak; nefrete, hasede ve kine bulaşsak, tepetaklak cehenneme düşüveririz.
26-Kainat yekvucut, tek varlıktır. Her şey ve herkes görünmez iplerle birbirine bağlıdır. Sakın kimsenin ahını alma; bir başkasının, hele hele senden zayıf olanın canını yakma. Unutma ki dünyanın öte ucunda tek bir insanın kaderi, tüm insanlığı mutsuz edebilir. Ve bir kişinin saadeti, herkesin yüzünü güldürebilir.
27-Şu dünya bir dağ gibidir, ona nasıl seslenirsen o da sana sesleri öyle aksettirir. Ağzından hayırlı bir laf çıkarsa, hayırlı laf yankılanır. Şer çıkarsa, sana gerisin geri şer yankılanır. Öyleyse kim ki senin hakkında kötü konuşur, sen o insan hakkında kırk gün kırk gece sadece güzel sözler et. Kırk günün sonunda göreceksin her şey değişmiş olacak. Senin gönlün değişirse, dünya değişir.
28-Geçmiş, zihinlerimizi kaplayan bir sis bulutundan ibaret. Gelecek ise başlı başına bir hayal perdesi. Ne geleceğimizi bilebilir, ne geçmişimizi değiştirebilirz. Sufi daima şu an'ın hakikatini yaşar.
29-Kader hayatımızın önceden çizilmiş olması demek değildir. Bu sebepten, "ne yapalım kaderimiz böyle" deyip boyun bükmek cehalet göstergesidir. Kader yolun tamamını değil, sadece yol ayrımlarını verir. Güzergah bellidir ana tüm dönemeç ve sapaklar yolcuya aittir. Öyleyse ne hayatının hakimisin, ne hayat karşısında çaresizsin.
30-Hakiki Sufi öyle biridir ki başkaları tarafından kınansa, ayıplansa, dedikodusu yapılsa, hatta iftiraya uğrasa bile, o ağzını açıp da kimse hakkında tek kelime kötü laf etmez. Sufi kusur görmez, kusur örter.
31-Hakk'a yakınlaşabilmek için kadife gibi bir kalbe sahip olmalı. Her insan şu veya bu şekilde yumuşamayı öğrenir. Kimi bir kaza geçirir, kimi ölümcül bir hastalık; kimi ayrılık acısı çeker, kimi maddi kayıp...Hepimiz kalpteki katılıkları çözmeye fırsat veren badireler atlatırız. Ama kimimiz bundaki hikmeti anlar ve yumuşar; kimimiz ise, ne yazık ki daha da sertleşerek çıkar.
32-Aranızdaki bütün perdeleri tek tek kaldır ki, Tanrı'ya saf bir aşkla bağlabilesin. Kuralların olsun ama kurallarını başkalarını dışlamak yahut yargılamak için kullanma. Bilhassa putlardan uzak dur, dost. Ve sakın kendi doğrularını putlaştırma! inancın büyük olsun ama inancınla büyüklük taslama!
33-Bu dünyada herkes bir şey olmaya çalışırken, sen HiÇ ol. Menzilin yokluk olsun. insanın çömlekten farkı olmamalı. Nasıl ki çömleği tutan dışındaki biçim değil, içindeki boşluk ise, insanı ayakta tutan da benlik zannı değil, hiçlik bilincidir.
34-Hakk'a teslimiyet ne zayıflk ne edilgenlik demektir. Tam tersine, böylesine bir teslimiyet son derece güçlü olmayı gerektirir. Teslim olan insan çalkantılı ve girdaplı sularda debelenmeyi bırakır; emin bir beldede yaşar.
35-Şu hayatta ancak tezatlarla ilerleyebiliriz. Mümin içindeki münkirle tanışmalı, Tanrıya inanmayan kişi ise içindeki inananla. insan-ı Kamil mertebesine varana kadar gıdım gıdım ilerler kişi. Ve ancak tezatları kucaklayabildiği ölçüde olgunlaşır.
36-Hileden, desiseden endişe etme. Eğer birileri sana tuzak kuruyor, zarar vermek istiyorsa Tanrı da onlara tuzak kuruyordur. Çukur kazanlar o çukura kendileri düşer. Bu sistem karşılıklar esasına göre işler. Ne bir katre hayır karşılıksız kalır, ne bir katre şer. O'nun bilgisi dışında yaprak bile kımıldamaz. Sen sadece buna inan!
37-Tanrı kılı kırk yararak titizlikle çalışan bir saat ustasıdır. O kadar dakiktir ki sayesinde her şey tam zamanında olur. Ne bir saniye erken, ne bir saniye geç. Her insan için bir aşık olma zamanı vardır, bir de ölmek zamanı.
38-"Yaşadığım hayatı değiştirmeye, kendimi dönüştürmeye hazır mıyım?" diye sormak için hiç bir zaman geç değil. Kaç yaşında olursak olalım, başımızdan ne geçmiş olursa olsun, tamamen yenilenmek mümkün. Tek bir gün bile öncekinin tıpatıp tekrarıysa, yazık. Her an, her nefeste yenilenmeli. Yepyeni bir yaşama doğmak için ölmeden önce ölmeli.
39-Noktalar sürekli değişse de bütün aynıdır. Bu dünyadan giden her hırsız için bir hırsız daha doğar. Ölen her dürüst insanın yerini bir dürüst insan alır.Hem bütün hiçbir zaman bozulmaz, her şey yerli yerinde kalır, merkezinde... Hem de bir günden bir güne hiçbir şey aynı olmaz. Ölen her Sufi için bir Sufi daha doğar.
40-Aşksız geçen bir ömür beyhude yaşanmıştır. Acaba ilahi aşk peşinde mi koşmalıyım, mecazi mi, yoksa dünyevi, semavi ya da cismani diye mi sorma! Ayrımlar ayrımları doğurur. AŞK'ın ise hiçbir sıfata ve tamlamaya ihtiyacı yoktur. Başlı başına bir dünyadır aşk. Ya tam ortasındasındır, merkezinde, ya da dışındasındır, hasretinde.
Etiketler: Kültür-Sanat